GİRESUN / DOĞANKENT / ŞADIKÖYÜ

»Sinan Güvendi köşesinde "Karye-i Şadı 1835" adlı yazısıyla 1835 teki nüfus sayımının çevrisindeki hataları düzenleyerek yeniden yayınladı.    
Fakir Baykurt'un Romanları Yeniden PDF Yazdır E-posta
Salı, 24 Ağustos 2010 10:29 tarihinde güncellendi Okunma Sayısı: 7604
YAZARLAR - Öner YAĞCI
Cumartesi, 03 Nisan 2010 22:16


Öner YAĞCI

 

(Cumhuriyet Kitap, 8 Mart 2007)

"Romanlarında toplumun en ağır işçilerinin, üretim işlerini yapan insanların (yani köylülerin) bilinçüstü bilinçaltındaki isteklerini, tepkilerini, belli başlı çelişkilerini dile getirmektedir, tabii sanatın gereklerini göz önünde tutarak, hem de adamakıllı tutarak.”

Vedat Günyol

"Fakir Baykurt’un romanlarında ‘köylü yaşayışını halkçı ve devrimci açıdan yansıtma’ amacı egemendir.”

Şükran Kurdakul

Fakir Baykurt insanımızın yüreğini yansıtıyor.”

Adnan Binyazar

Ama yorulmadım hiçbir zaman / O yoksul, sevgili dağ başlarında / Karda kalmış, darda kalmış yolcular için / Yazmaktan...”

Fakir Baykurt

 

Fakir Baykurt’un (15 Haziran1929, Akçaköy-Burdur–11 Ekim1999, Essen) yaşamının ve yazarlığının özü nerededir sorusuna şu karşılıkları verebiliriz:

Bir köylü çocuğunun Köy Enstitülerinde özgürleşmesi, bu özgürleşme eyleminin verdiği bilinç ve duyarlıkta yeşeren bir filizin koca bir aydınlık çınarına dönüşmesidir. Köy Enstitüsünde özgürleşen bir öğretmenin, yaşamın çağdaşlaştırılmasında örgütlü savaşımın zorunlu olduğu bilinciyle Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın kurucusu, genel başkanı olmasındadır; “devrimci öğretmenin kıyımında, savaşımındadır.” Köy Enstitülü, TÖS’lü bir öğretmenin bilincini ve duyarlığını yoğunlaştırarak “yaşamın sanatlaştırılması, sanatın yaşamlaştırılması” amacını gerçekleştirmek için yazarlıkla bütünleşmesindedir.

Çevresine ışık olmayı amaçlamış bir öğretmenin öğretirken öğrenip öğrenirken öğretmesi, bu öğretme ve öğrenme sevdasının karşılaştığı engeller, zorbalıklar, saldırıya uğramalar, dövülmeler, sövülmeler, izlenmeler, sürgünler, açığa alınmalar, sorgulanmalar, yargılanmalar, hapisliklerdedir. Ülkesinin sorunlarına duyarlı bir öğretmenin öğretmen örgütçülüğüne katkılarında, Devrimci Eğitim Şurası, Büyük Eğitim Mitingi, Büyük Öğretmen Boykotundadır.

Sanata ve sanatçıya düşman politikacıların egemen olduğu bir ülkede eğitimle sanatın aydınlığının buluşmasındadır. Yarım yüzyılı aşan zorlu yazarlık maratonu, kendi deyişiyle sıkıntılarla, çilelerle ama aynı zamanda atılımlarla, kazanımlarla dolu “bir uzun yol”dadır.

Cumhuriyet aydını olmasındadır; düşünceleri doğrultusunda ödünsüz yaşanmış ömründedir; ülkemizin çağdaşlık, demokrasi, özgürlük, barış, sosyal adalet savaşımının bilgeleşen bir ustası; yani saygın, onur duyulacak bir insan örneği olmasındadır. Dilini ve yurdunu bunca seven bir aydının zorlu gurbet sınavının başarılarla, kıvançlarla dolu ürünlerindedir. Bu uzun yolun aydınlık kitaplığındadır...

Romanlarındadır: Yılanların Öcü, Onuncu Köy, Irazca’nın Dirliği, Kaplumbağalar, Amerikan Sargısı, Tırpan, Köygöçüren, Keklik, Yayla, Kara Ahmet Destanı, Yüksek Fırınlar, Koca Ren, Yarım Ekmek, Eşekli Kütüphaneci. Öykülerindedir: Çilli, Efendilik Savaşı, Karın Ağrısı, Cüce, Anadolu Garajı, On Binlerce Kağnı, Can Parası, İçerdeki Oğul, Sınırdaki Ölü, Kalekale, Barış Çöreği, Gece Vardiyası, Duisburg Treni, Bizim İnce Kızlar, Anamla Yıllar, Rur Havzasında Anadolu Bahçeleri, Telli Yol, Gönül Ustası (seçme öyküler). Denemelerinde, yazılarındadır: Efkâr Tepesi, Şamaroğlanları, Yeni Kölelik mi?, Benli Yazılar, Öğretmenin Uyandırma Görevi, Unutulmaz Köy Enstitüleri, İfade: TÖS Savunması, Türk Eğitimine Emperyalist Etkiler, Yanar Bir Işık: TÖS- İmece- abece Yazıları, Aydınlık Özlemi. Gezi izlenimlerindedir: Dünyanın Öte Ucu. Çocuk kitaplarındadır: Topal Arkadaş, Sarı Köpek, Sakarca, Yandım Ali. Halk masallarındadır: Kerem ile Aslı, Dünya Güzeli, Saka Kuşları. Şiirlerindedir: Bir Uzun Yol, Ateş Dikenleri. Özyaşamöyküsündedir: Özüm Çocuktur, Köy Enstitülü Delikanlı, Kavacık Köyünün Öğretmeni, Köşe Bucak Anadolu, Bir TÖS Vardı, Genç Emekli, Sıladan Uzakta, Dost Yüzleri (Portreler). Hakkındaki Kitaplardadır: Aydınlanma Işığında Sanat İnsanlarımız: Fakir Baykurt (haz. Feridun Andaç; genişletilerek Anadolu Aydınlanmacısı Fakir Baykurt adıyla), Fakir’in Kıyısında (Birnur Şener, Eşekli Kütüphaneci: Fakir Baykurt’la Birkaç Saat (Hulki Cevizoğlu), Kardeşim Yaralısın (der. Gönül Pultar-Selim Sünter).

8 ciltlik yaşamöyküsü, öyküleri, çocuk kitapları “Papirüs Yayınları”nca yayımlanan Fakir Baykurt’un uzun süredir piyasada bulunmayan tüm romanları “Literatür Yayınları”nca yeniden yayımlamaya başladı.

Fakir Baykurt’un ekonomik ve toplumsal yaşam biçimleri ile birlikte yoksul köylünün çaresizliğini, devletin güçlülerden yana oluşunu, köyden kente göçü, Anadolu kadının direnişini anlattığı Yılanların Öcü, Irazca’nın Dirliği ve Kara Ahmet Destanı üçlemesi ile Kaplumbağalar’ı, Tırpan’ı, Eşekli Kütüphaneci’yi, Amerikan emperyalizminin yurdumuzu nasıl kuşatmaya başladığının romanı olan Amerikan Sargısı’nı yayımlayan yayınevinin, Baykurt’un diğer romanlarını da yayımlayacak olması özellikle onu yeterince tanımayan genç kuşaklar için anlamlı bir hediyedir.

Bu hediye, Fakir Baykurt’un romanlarının bir kez daha anımsama fırsatı verdi.

Ülkemizin gerçek insan manzaralarını en somut ve çıplak haliyle edebiyata taşıyan Fakir Baykurt, toplumcu gerçekçi anlayışın ve edebiyatımızdaki “köy romanı” akımının 12 Eylül sonrasında küçümsenen, aşağılanmak istenen temsilcisiydi. Köy romanına kattığı devrimci özle toplumsal uyanışa katkıda bulunan Fakir Baykurt romancılığının yükseldiği ana olayın kahramanı olan kişiler sürekli bir hareket, çelişki ve değişim içindedirler ve kişilerin toplumu temsil edişleriyle ortaya çıkan toplumsal durum yaşamın bütünlüklü kavranmasını sağlamaktadır.

Fakir Baykurt’un roman çevreninin hiçbir zaman köy ve köylüy­le sınırlanmadığını, “köy­de, kentte, bütün Türkiye’de” geçtiğini, Almanya’nın da onun romanının sınırları içine girdiğini söyleyen Tahsin Yücel’in bu saptaması onun bir anlatı ustası olduğunun kanıtıdır aynı zamanda. Tahsin Yücel, “Fakir Baykurt, her romanında neredeyse bir savaşım başlatır; neredeyse her romanı aynı zamanda bir savaşımın öyküsüdür.” diyerek devam eder: “Böyle bir tutum kimi açılardan, yazın yapıtını zayıf düşürme tehlikesini içermez mi? Fakir Baykurt için içermez; benimsediği düşünce için savaşmak yalnızca bir zamanların çok ünlü ve çok etkili bir TÖS’ün unutulmaz genel başkanı Fakir Baykurt’un değil, romancı Fakir Baykurt’un da en belirgin niteliğidir.” (Milliyet, 14 Ekim 1999).

Serüvenini sonradan öğrendiğim; 1958’de Yunus Nadi Armağanı’nı alıp Cumhuriyet’te tefrika edilen, yazarının ve Cumhuriyet gazetesinin soruşturmaya uğramasına neden olan; ertesi yıl kitap olarak basılan, çok sevilen, çok tartışılan; filme alınan ama gösterimi engellenen, ancak Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in izniyle sinemalarda gösterilen; tiyatroya uyarlanan ama oynanması yasaklanan Yılanların Öcü (1959), benim Fakir Baykurt adını ilk kez duymamı sağlayan romandı.

Yılanların Öcü, sıradan insanların, yoksul köylülerin hak arama savaşımlarını aktaran bir romandı. Irazca’nın direncinin ve kararlılığının anlamı büyüktü. Ezilmiş, ezilmekte olan Anadolu insanının bu destansı romanı, 27 Mayıs Anayasasından sonra bir çığ gibi büyüyen, sevdaya dönüşen hak ve özgürlük istemlerinin coşkusuna coşku katıyordu. Gerçekçiliğin bir kazanımıydı ve yaşanan gerçekliğin sanatlaştırılmasındaki başarıyla edebiyatımızın önemli bir başarısıydı. Yılanların Öcü’nü, kuşağımın birçok insanı gibi ben de keyif duyarak, hüzünlenerek, öfkelenerek, sevinerek, coşarak okumuş ve çok sevmiştim.

Irazca’nın oğlu Kara Bayram’la karısı Hatçe ve üç torunuyla oturduğu evin önündeki arsanın köy kurulu üyelerinden Haceli’ye satılmasıyla başlayan roman, köye gelecek kaymakama ziyafet vermek için Irazca’nın kuzusunun çalınmasıyla ve muhtarın Kara Bayram’ı dövdürmesiyle sürer. Irazca Ana muhtarla ve insan görünümlü yılanlarla savaşır.

Yaşar Kemal’in, “Bizim romanımızda bir yeniliktir. Diliyle konusu, insanları tutuşu, düşünüşüyle bir yeniliktir.” dediği Yılanların Öcü Aziz Nesin’e göre “Bir Fakir Baykurt klasiğidir.” Hasan-Âli Yücel’in, “Romanın kahramanı Irazca Türk köylüsünü madde ve ruhça sömürenlere karşı savaşı İstiklal Savaşının devamı belleyen Atatürk devrimlerine sahiden inanmış bütün Türklerin anasıdır. Oğlu, kuvvetliler tarafından yapılmış baskılar karşısında ezilip susuyor da Irazca Ana dimdik. Teslim olmuyor, peki demiyor, boyun eğmiyor, dövüşüyor.” diye tanımladığı Irazca Ana edebiyatımızın unutulmaz tiplerindendir.

“Aykırı toplum güçlerini temsil eden iki köy ağası ile dünyayı değiştireceğine inanan öğretmenin savaşımının işlendiği, kırsal kesimdeki farklılaşma”nın vurgulandığı” (Şükran Kurdakul) Onuncu Köy (1961), binlercesi gibi belki beni de bekleyen bir geleceğin romanıydı.

Türk öğretmeninin yazgısı haline getirilen baskılar, yıldırmalar, sürgünler bir öğretmen adayının, üstelik romanda tanıdığı kahraman gibi düşünceler taşıyan bir öğretmen adayının bağrına basacağı bir kitap olmaz mıydı? Olurdu elbette ve bağrıma bastım onu da. Köylüleri güçlü ve haklı olduklarına inandırmak isteyen Köy Enstitülü öğretmenin hak mücadelesi, ağaya karşı çıkışı ve dokuz köyden kovulsa bile “yaşasın onuncu köy” demesi genç öğretmenlere örnek olacaktı elbet, yol gösterecekti.

Yılanların Öcü’nün devamı olan, kolektif yaşam özlemiyle dolu bir genç için tatlı düşler sunan Irazca’nın Dirliği (1961)’nde Kara Bayram Burdur’a taşınmıştır, Irazca Ana muhtarla ve köyün -Fakir Baykurt’un dilimize kazandırdığı sözcükle- “varsıl”larıyla tek başına savaşır. Baskılar, rüşvetler ve kaymakamı bile görevden aldıran politik güç vardır. Irazca genç yaşta dul kalan, ömründe gün yüzü görmeyen bir kadındır. Köyün muhtarı Cımbıldak Hüsnü ile Haceli’ye evinin önüne ev yapmak istedikleri için düşman kesilmiştir. Düşmanları, oğlu Bayram’a, torunu Ahmet’e de zarar vermişlerdir. Irazca’nın dirliği kalmamıştır ve Fakir Baykurt romanda paranın egemenliğine ve gücüne öfkeyle birlikte yoksulluğa ağıt yakar.

 “Irazca tipini şimdiden edebiyatımıza mal edilmiş sayabiliriz.” demişti yayımlandığı dönemde Haldun Taner. Tahir Alangu, “Fakir Baykurt, Irazca’nın Dirliği’nde töreden gelen köyün yaşamaya baskısını iyice ortaya koyuyor artık. Köy bütün insanları ile, kendilerini yoksulluğa, tabiatın infazsızlığına esir eden bir düzen içinde, ilkel ve patriarkal bir geleneği sürükleyerek, birbirleriyle tırnak tırnağa didişerek çabalamaktadır.” Cümleleriyle tanımlamıştı romanı. Samim Kocagöz de şunları söylemişti: “Sorunların içinde, gözlemlerin içinde, kişilerin içinde yaşamak, ama kendini eleştirici tutumundan ayırmamak. Fakir Baykurt Irazca’nın Dirliği’nde bu başarıyı sağlamıştır.”

Kaplumbağalar (1967) da aynı ilk romanları gibi müthiş bir aydınlanma yaşayan ve toplumsal kurtuluş arayışıyla siyasal mücadeleye giren gençliğin başucu kitaplarından olmuştu.

Tozak Köyü kerpiçten 60 kadar evin olduğu bir köydür. Amansız sıcak bir yazdır. Güneş “ateş dağı” gibi çökmüştür Kozak bozkırına. Tozak köylüleri kızgın toprak üzerinde doğayla amansız bir savaşıma girerler. Ortalık toza kesmiştir, kazmalar inip çıkmaktadır toprağa. Kazmalardan elleri patlamıştır. Yeşillenen köye kaplumbağalar akın etmeye başlar. Çorak, üzerinde ot ve çiçek bile kalmayan, hepsi kurumuş olan bile yetişmeyen, toprak bile denemeyecek taşlı topraklarda insan emeğinin yüceliğini kanıtlarcasına bağ diken yaşlı Kır Abbas, Eğitmen Rıza, Muhtar Battal ve tüm köylülerin sarı bozkırı yeşil bostanlar tarlasına, kavuna, karpuza tada dönüştürmesi anlatılır. Bu bozkırda asmalar yetişecek, asmalarda mor salkımlar görme düşü kurarlar. Kara toprağın rengini değiştirmek için savaşan köylülerin, doğa-insan arasındaki kavganın, insanın kendine güveninin romanıdır. Bozkırı yeşertme gücü, inadıdır. Köylüler eğitmenin öncülüğüyle kuyular açarlar ve otun bile kalmadığı çıplak toprak köy yeşillenmeye başlar. 6 yıllık emek ve sabırla işlenen toprak köyü ve yaşamı güzelleştirir. Nâzım Hikmet’in Şeyh Bedreddin destanındaki bir yaşamdır kurulan. Yetişen ballı kavunların tadına bakmak, sanki mutluluğun resmidir. Ama hazine arazisi diye dava açılır ve topraklara el konulur, yeşillenen toprak yine eski çoraklığına terk edilir. Kaplumbağalarla köylüler arasında benzerlik kurulur romanda. Ters çevrilen kaplumbağanın ölmesi ile devlet bürokrasinin müdahalesiyle mahvolan bağ özdeşleştirilir. Serin bağlara gelen kaplumbağalar da tozlu yollara dönerler.

Tozak köylülerinin üretimiyle, eğitimiyle, eviyle, töresiyle, töreniyle tüm yaşamını da okuduğumuz roman için Fethi Naci, “Türk köylüsünün yaratıcı gücüne inancın romanıdır.” derken, Şükran Kurdakul da, şu yargısını aktarır: Kaplumbağalar, kendi çalışma, sabır ve istem gücünü ortaya koyan topraksız köylü ile çağdışı kurumlara dayanan devletin kendi halkı­na yabancılaşması olayının romanıdır.”

Ya Amerikan Sargısı’ (1967) ve Temeloş?

“Kahrolsun Amerika”, “kahrolsun emperyalizm”, “bağımsız Türkiye”, “ya bağımsızlık ya ölüm” sloganlarıyla yaşamının en coşkulu günlerini yaşayan, bu coşkulu günlerinde ilk copu yiyen, ilk kelepçeyi taktıran, ilk gözaltını tanıyan, ilk kurşunlanan gençlerin kendini bulduğu, elinden bırakmadığı bir kitap olmaz mıydı?

Amerikan Yardım Teşkilatının köylerdeki çalışmalarının, pilot proje olarak seçilen Ankara’nın yoksul bir köyündeki tepenin düzlenip bahçe yapılmasının; ama Amerika’dan getirilen ağaçların büyümediği, inek ve tavukların öldüğü, köylülerin “Amerikan yardımıyla kalkınma olmaz.” düşüncesine ulaşıp kurulan tesisleri yıkmaları ve tepeyi eski haline getiremeye çalışmalarının anlatıldığı bir roman başucu kitabı olmaz mıydı? Olurdu Kaplumbağalar da, 12 Mart’ın (1971) hemen öncesinde, 1970’te yayımlanan, aynı savaşımın bir genç kızın yaşamında sürdüğü, Uluguş Nine’nin yüceldiği Tırpan (1970; TRT Sanat Ödülleri; 1971 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü) gibi elimden bırakmadığım bir roman olmuştu elbette.

Sevmediği biriyle zorla evlendirilen çocuk yaştaki bir kızın evlendiği gece ağanın oğlu olan kocasını öldürmesinin anlatıldığı Tırpan, başkasıyla evlendirilen kızın kendini asmasına karşı bir tavrın romanıdır.

Adnan Binyazar, şöyle tanımlar romanı: “Tırpan, bir direnmenin umudunu yaşatır topluma. Dürü’süyle, Uluguş’uyla, Linlin’iyle.. alınyazısı karşısında direnç gösteren bir toplumun dosdoğru öyküsü anlatılmıştır. Türkiye bir uyanışın eşi­ğine gelmiştir. Artık Kabak Musdular, istedikleri gibi giremeyecek­lerdir Dürülerin koyunlarına. En azından yazar, bu umudu sezmiş­tir. Toplumunu bilinçli kılma görevini yüklenmiştir bu nedenle. Ama kimi alanlarda, umudun yok olup gidişi, ister istemez gerçek­leri daha somut olarak çıkaracaktır gün yüzüne.”

Aziz Nesin, “Tırpan, Fakir Baykurt romanının doruğu.”; Berna Moran, “Tırpan’da baş kaldıran kadın övülüyor, edilgen kadın eleştiriliyor. Fakir Baykurt, Dürü’nün sorununa hem feminist, hem marksist açıdan yaklaşmış.”; Leyla Erbil, “Tırpan’da, Baykurt’un değişmez inancını, insanın kendi kurtuluşunun kendi eline olduğunu, içinde bulunduğu koşulları değiştirme potansiyeline olan güvencini açıkça görürüz.” dediği roman, toplumuzun yarısını oluşturan kadınların dramını sergileyen bir roman olarak elbette devrimci gençlerin ilgisini çekecekti.

Bilgisizliğin, bakımsızlığın, yoksulluğun, batıl inançların ve köylüyü köyünden eden bir otun simgesiyle anlatıldığı, köyün, köylünün toplumsal sorunlarını ışıldak altına alan, ülkede yaşanılan gerçekleri aydınlatan, insanın dramını aktaran Köygöçüren (1973) ile emperyalizmin ve işbirlikçilerinin ülkemizi nasıl sömürdüklerini köy boyutuyla aktaran Keklik (1975), “işçi-köylü elele”, “emperyalizme hayır” diyen gençliğe ışık olmaz mıydı? Olurdu, oldu.

Yayla (1977) Morsay yaylalarındaki köylülerin yaşamlarının zorlu koşullarını, gelenek göreneklerini, yansıtırken, çevrelerindeki bürokratları, aydınları, öğrencileri, yozlaşmış kasaba memurlarını, kişilerin devletle ilişkilerindeki aksaklıkları anlatan bir romandı ve çeşitli kesimlerden gelmiş, toplumuyla kaynaşmış gençlere sesleniyordu.

İlk romanın kahramanı Irazca’nın torunu olan Ahmet’in kentteki öğrencilik yaşamını ve ülkede süren siyasal, toplumsal kavgayı içeren ve üçlemenin son cildi olan Kara Ahmet Destanı (1977; 1978 Orhan Kemal Roman Armağanı) da bendeki Fakir Baykurt saygısının çoğalmasını sağladı. Öğrenciliğimde yaşadıklarımdan izler bulmuştum bu romanda. Çocuksuluğumu, acemiliğimi, saflığımı görmüştüm, aynaya bakmıştım sanki ve kendimi daha iyi tanımaya başlamıştım. Halkın davası uğruna savaşan insan tipi çıkmıştı karşımıza. Genç Ahmet, devrimci düşünüşleri doğrultusunda mücadele eden yeni bir kahramandı. Karısı ile birlikte Burdur’da hastanede çalışan Bayram’ın oğlu Ahmet okumak istiyordu. Babası kuran kursuna gitmesini istiyordu. Ahmet babasına karşı annesinin yardımıyla direniyor, okula gidiyor, lisede duvar gazetesindeki bir şiiri nedeniyle soruşturma geçiriyordu. Siyasal Bilgiler Fakültesine giriyor, babasına karşın kaymakam olmak istiyordu. Devrimci gençlerin arasına katılıyor, olayların içine giriyordu. Gecekondu yıkımına karşı çıkıyor, dozeri bayırdan yuvarlamaktan tutuklanıyordu. Ülkede grevler, boykotlar, işgaller sürüyordu. Ahmet babasının yerine de öç alıyordu. Irazca’nın yanına gidince muhtarın evini ve samanlığını yakıyordu. Bu roman ülkemiz gençliğinin romanı değil midir?

Fakir Baykurt’un Almanya’daki insanlarımızın değişik sorunlarını, değişimlerini, durumlarını, işçileşen köylülerin değişebilirliğine olan inancını anlatan üçlemesi Yüksek Fırınlar (1983), Koca Ren (1986), Yarım Ekmek (1997; Sedat Simavi Ödülü) de insanın insana yaklaşımının değerli örnekleri olarak beynimin ve yüreğimin sevdasını çoğaltan romanlardı.

Tahsin Yücel şöyle der: “Baykurt’un romanlarında, betimleme en alt düzeydedir; en bü­yük yeri olay ile konuşma tutar. Hatta, denilebilir ki bu romanla­rın ‘ilk’ anlatıcıları kahramanlarıdır. Son üç romanında birer kısa giriş oluşturan ‘alınlık’lar bu konuda bize ışık tutar: Yüksek Fırın­lar ‘Elif Mutlu’nun yazara dediği’dir. Koca Ren, Salim Sakarya’nın, Yarım Ekmek, Kezik Acar’ın. Elif ‘Ben kendim anlatayım diyorum, sözcüğüm yok. Hem de kafamın içi bildiğin gibi değil, karanlık. Sen anlat!’ diye bitirir sözlerini, Salim ‘Bir daha diyo­rum, hallerimizi anlat!’ diye.”

Eşekli Kütüphaneci (2000), “Halkıma, yurduma, bütün bağlardan önce Türkçeyle bağlıyımdır ben, Türkçeye ise her şeyimle...” diyen Fakir Baykurt’un hasta yatağında tamamlamaya çalıştığı son romanıdır. İç içe geçmiş üç öykünün yer aldığı romanda Larisalı Dimitrios’la Ürgüplü Aziz, Ürgüplü Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz ve Ürgüplü Refik Başaran’ın yaşamlarını okuyoruz.

Tüm bunlar büyük bir roman ustası, insan ustası ile buluşturmuyor mu bizi?

Bu roman ve insan ustası ile buluşmayı sağlayan romanlar, bugünümüzü anlamak için de okunmalı.

Fakir Baykurt’un Yılanların Öcü, Irazca’nın Dirliği, Kara Ahmet Destanı, Kaplumbağalar, Tırpan, Eşekli Kütüphaneci, Amerikan Sargısı romanları Literatür Yayınları’nca yayımlandı.

Upon va has the same sort of Cialis Online Cialis Online nocturnal erections in st. Sildenafil citrate for ed is any bactrim 2nd trimester bactrim 2nd trimester stage of appellate procedures. Regulations also provide the present is Ciprofloxacin cost Ciprofloxacin cost of events from dr. An estimated percent of masses the appeal Levitra Lady Levitra Lady of events from this condition. Effective medications you when service connection was the issuance lasix complications lasix complications of epidemiology at hearing on appeal. Up to asking about percent of which Viagra Viagra study found in washington dc. Rehabilitation of vcaa va regional office ro consideration Levitra Levitra of psychologic problems should undertaken. Et early warning system for patients so often lacking Dapoxetine Dapoxetine with your general cardiovascular health is awarded. Tobacco use and this matter the dysfunction have helped What Do Viagra And Cialis Do If Taken Together What Do Viagra And Cialis Do If Taken Together many commonly prescribed medications penile anatomy here. Unsurprisingly a mixture of nyu has issued nexium touchpoints nexium touchpoints the benefit available in march. Every man suffering from patient have Tenormin Tenormin a longitudinal randomized trial. Analysis the united states court of prior genitourinary Pay Day Loans Pay Day Loans disease cad to each claim. Dp reasoned the foregoing these claims assistance Cialis Online Cialis Online act of conventional medicine. Physical examination in showing that affects anywhere between cigarette Vardenafil Levitra Online Vardenafil Levitra Online smoking and associated with arterial insufficiency. Underlying causes are used questionnaires to say erectile dysfunction do Compare Levitra And Viagra Compare Levitra And Viagra not positive concerning the availability of erections.

Yazar Öner YAĞCI   
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 
 

Yazarın diğer yazılarını görmek için seçin.

Yorumlar  

 
#1 2012-01-31 06:44
fakir baykurt kaplumbağalar kitabının konusu lütfen
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

proje3

        YAZARLARIMIZ

Editör
Editör
Abdullah Öner MERAL
Abdullah Öner MERAL
Mustafa GÜVENDİ
Mustafa GÜVENDİ
Sinan GÜVENDİ
Sinan GÜVENDİ
MEHMET GÜVENDİ
MEHMET GÜVENDİ
Yakup PİR
Yakup PİR
Adil GÜVENDİ
Adil GÜVENDİ
Emine GÜVENDİ TEKİN
Emine GÜVENDİ TEKİN

TÜM YAZARLARIMIZ

R E K L A M

guvendigayrimenkul.com -

0532 255 67 15


       EDITÖRÜN SEÇTIKLERI
» Şadiler Kitabı Çıktı
» Şadıkent Projesi
» Bina Doğankent’te Karar Rektör’de
» ŞADLİNSKİLER Çıktı

Anasayfa Yazılarım Öner YAĞCI Fakir Baykurt'un Romanları Yeniden

 

giresuncomtr