GİRESUN / DOĞANKENT / ŞADIKÖYÜ

»Görüş , Düşünce ve EleÅŸtirilerinizi İletiÅŸim bölümünden bizlere ulaÅŸtırabilirsiniz...    »Sinan Güvendi'nin "TaÅŸlama" adlı ÅŸiiri, Şiir Köşesine eklendi...    »ANKET'İMİZE KATILARAK DOÄžANKENT'İN ÖNCELİKLİ SORUNLARINI BELİRLEYEBİLİRSİNİZ.    
Yozlaş(tırıl)an Değerlerimiz... PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 07 Haziran 2010 21:40 tarihinde güncellendi Okunma Sayısı: 800
YAZARLAR - Adil GÜVENDİ
Cumartesi, 03 Nisan 2010 23:12


Adil GÜVENDİ

Öncelikle yozlaşmak nedir? Belirtelim.

Yozlaşmak genel olarak, yaşayış tarzımızın ve kültürümüzün negatif (eksi) yönde değişime uğra(tıl)masıdır. Yani bu haliyle değişim ve gelişimle taban tabana zıt bir durumdur. Karıştırmamak lazımdır.           

Devrimci düşünce tarzına sahip bir insan olarak bunu belirtmeyi gerekli görüyorum.

Beni bu yazıyı kaleme almaya iten sebepse son zamanlarda sıklıkla karşılaştığım bu durumun, son olarak kutladığımız Şeker Bayramı'nda doruğa çıkmasıdır. Bunu daha önceleri de gözlemliyor, ama endişe duymuyordum. Son olay bana birkaç satır yazı çiziktirmenin artık kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu hatırlattı. Gerçi bu deyim biraz hafif bir tanımlama olur, adeta haykırdı aslında.  

Herkes bilir bizim eskiden düğünlerimiz, bayramlarımız, mevlitlerimiz ve ortakça paylaştığımız güzelliklerimiz vardı. Ot göçlerimiz vardı ki, herkes her şeyin nasıl olacağını bildiğinden o günleri özel bir heyecan ve çok farklı duygular içinde beklerdi. Kendimden biliyorum, bayram namazı çıkışı her evde tatlı bir heyecan başlardı. Hemen herkes (ailesinin kavgasını kendi kavgası bilmeyen ve büyüklerine saygıyı insan olmanın en önemli gereklerinden biri olarak görenleri kastediyorum, diğerleri hariç) dargın ya da barışık olsun ev ev gezer büyüklerin ve bayram namazına gelemeyen kız kardeşlerin ablaların bayramlarını kutlar, her ocak başında yapılan dualarla o ocak sahiplerinin taktirlerine muvaffak olurlardı.

Derindere’de bu iş, yeni caminin yol kenarına taşınmasıyla önemli bir yara aldı. İlk önce evleri ters tarafta kalanlar bu güzellikten mahrum kaldılar. (Orta Mahalle, Sona Kıranı ve Fırışlık’ta durum nasıl bilmiyorum.) Sonrada yavaş yavaş diğer evleri gezmeler tedavülden kaldırıldı. Bu öyle bir hale geldi ki insanlar artık akrabalarının elini bile yollarda karşılaşınca öper oldu.

Peki bu duruma nasıl gelindi? Ya da bu yozlaşma nereden başladı?

Nacizane fikrim şudur ki; bu önce televizyonlardan başladı. Dîni imanı televizyonlardaki dizi filimler ve dedikodu programları olan insanlar topluluğu, memleketin dış borcundan ziyade Hülya Avşar’ın kimle çıktığını daha fazla merak eder oldu. Gerçi ona dayatılan oydu ama oda bunu hazmetmeye zaten dünden meyilliydi. Televizyonlarda magandaların aşkını, zenginlerin düğününü, mankenlerin rüküş hayatlarını seyretmekten beyni sulanan memleketim insanları, bu ucuzlukların neden kendi hayatlarında da olmadığını sorgulamaya, org denen bir aletle düğünlerini onlara benzetmeye, ışıklı yaş pastalarla içlerindeki ezilmişlik duygusun bastırmaya, arabesk müzik yapan ama yaptığı müziği iki kemençe tıngırtısıyla Karadeniz müziği olarak memleketim insanlarına yutturmaya çalışan o mahlûkatların (şarkıcılar mı desem, çalgıcılar mı desem yoksa hepten vazgeçip çingeneler mi desem ki bu çingeneye haksızlık olur) zangırtısıyla eğlenmeye çalışıyorlar.

Buda bizi bahsettiğimiz bu günlere getirdi.

Bayramlarımız gitti. Düğünlerimiz mevlitlerimiz gitti gidiyor. Ot göçlerimizi memleketin ekonomik krizleri esir aldı. Riyakârlık ve cahillik her yerde kol gezer oldu ve itiraz edeni azgın bir nehir edasıyla tutunduğu ağaçtan koparıp azgın aslanların önüne bir zalim acımasızlığıyla atar oldu. Ölümün uykuda yakalaması gibi yakalanıyoruz bu kültür erozyonuna. Vücudu saran sinsi bir kanser gibi sarılıyor, kuşatılıyoruz her yanımızdan. Biri bize bunu hatırlatmaya kalktığı zamanda ona okkalı bir has……..tir fırlatıyoruz.

Ama iş bu değil sevgili dostlar…

İş bana has………tir fırlatmak da değil.

İş insanın geçmişine geleceğine sahip çıkmasından, onu pozitif yönde geliştirmesinden geçiyor.

Yani iş, insanın insan olmasından geçiyor sevgili dostlar.

Çünkü ne kadar yaşadığımız önemli değil, nasıl yaşadığımız en çok önemli olan…

Yazar Adil GÜVENDİ   
Kullanıcı DeÄŸerlendirmesi: / 5
ZayıfMükemmel 
 

Yazan: Adil GÜVENDİ                     Ekleme Tarihi:  Salı, 16 Mart 2010


Yazarın diğer yazılarını görmek için seçin.

Yorumlar  

 
-1 #1 ali 2010-06-09 13:11
Bacanak, sana katılmamak mümkün değil. Ancak, kim veya kimler anlar olup bitenleri. Bırak dağınık kalsın. yazmaya devam.. Sevgilerimle...
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

       EDITÖRÜN SEÇTIKLERI
» DoÄŸankent’e Yeni Katma DeÄŸer
» Oy Cemo Vay Cemo...
» Bakandan DoÄŸankent'e Okul Sözü
» MYO nun Temelleri atıldı
» Referanduma Evet Orgi'ye Evet mi?

Anasayfa Yazılarım Adil GÜVENDİ Yozlaş(tırıl)an Değerlerimiz...