GİRESUN / DOĞANKENT / ŞADIKÖYÜ

»Görüş , Düşünce ve Eleştirilerinizi İletişim bölümünden bizlere ulaştırabilirsiniz...    »Sinan Güvendi'nin "Taşlama" adlı şiiri, Şiir Köşesine eklendi...    »ANKET'İMİZE KATILARAK DOĞANKENT'İN ÖNCELİKLİ SORUNLARINI BELİRLEYEBİLİRSİNİZ.    
Sözlü Hikayeler
Okunma Sayısı: 439

ZEDEF

 

Zamanı evvelde Zedef’in yaylası Tepealan’dır. Kışlağı ise Orta Mahalle’nin aşağı (güney) kesimindedir. Yaylada fazla insan olmadığı bir zamanı fırsat bilen haramiler obaya baskın yaparlar, köpeği yaralayıp, obayı dağıtıp, sürüyü gasp ederler ve obadan hızla uzaklaşmaya çalışırlar. Obanın başında bulunan Pir-i Veled ise; tek başına karşı koyuşun yeterli olmayacağını anlar ve konak kıranına gelip köye bakar ve başlar kavalı çalmaya yani kaval ile konuşmaya.

 

               Zedef

               Koyun gitti, medet

               Kara köpek kan kustu

               Haramiler bizi bastı

               Yetişin Zedef

               Sizde kaldı medet

 

Diye köye bildirir ve tekrar haramilerin peşine düşer.

 

Zedef, Pir-i Veled’in nişanlısıdır ve kavalın sesinden Pir-i Veled’in ne dediğini anlamaktadır. Kavalı duyar. Köpeğe yal (yemek) pişirir, silahını kuşanır, köye haber verir ve atına atlayıp yola döner. Zedef ile birlikte bütün gençler atlara atlayıp yola çıkarlar ama gençler hazırlanana kadar Zedef Gürgen Tepesi’ne çıkmıştır. Zedef  yal soğumadan  yaylaya çıkar. Obadaki hazin manzarayı gören Zedef yaralı  köpeğin yalını verir ve vakit kaybetmeden  haramilerin peşine düşer. Şimdiki Kelelü (Kel Ali) civarına geldiğinde ise Pir-i Veled’in cesediyle karşılaşır. Artık Zedef’i kimse tutamaz. Zedef haramilerle çatışmaya girer. Bu sırada arkadan gelenler de yaylaya ulaşmıştır. Ama ne çare ki arkadan gelenler şimdiki Alaca İnek Obası başında Zedef’in cansız bedeni ile karşılaşırlar. Kısa sürede haramilere yetişip sürüyü kurtarırlar. Sonra haramilerin peşini bırakmayıp, 8 kişi olan haramilerin hepsini yol boyunca birer ikişer  öldürürler. Pir-i Veled ile Zedef’i Tepealan Yaylası’nda Orta Oba’nın başına defnederler. Halen onların mezarından teberik alınır.

 

  

 

 

GEYİK AVI

 

Zamanın birinde Şadı Köyü’nden 3 kişi geyik avına giderler ama eskiden beri geyik avı halk tarafından  hoş karşılanmaz. Karda uzun süren yürüyüşten sonra bir yere gelirler. Orda bir ladin ağacının altına kamp kurup yemeklerini yerler ve  uykuya dalarlar. Gecenin geç bir vaktinde avcılardan birisi bir sesle uyanır. Ses iki tepe arasında iki kişinin (evliya) diyaloğu şeklinde geçmektedir.

 

– Avcı geldi ne yapalım.

– Topal teke yi verin, topal tekeyi verin

– Kanmazlarsa ne yapalım

– Ak kuşu gönderin, ak kuşu gönderin

 

Gözüne bir daha uyku girmeyen avcı sabah büyük bir heyecanla bu olayı arkadaşlarına anlatır ve bunlar erenlerdir geri dönelim başımıza bela gelecek der. Fakat arkadaşları alay ederler ve onu korkaklıkla suçlarlar. Bu kişi de çaresiz sesini keser ve arkadaşlarıyla yola devam ederler.

 

Bir süre yol aldıktan sonra bir topal teke çıkar önlerine. Avcılar Tekenin kaçamamasından da faydalanarak bir atışta tekeyi vururlar ve orda pişirip yerler. Erenlerin konuşmasını duyan kişi tekrar ısrar ederek geri dönmelerini söyler ama pek etkili olamaz. Bunun üzerine arkadaşlarından ayrılıp köye döner ve konuyu köydekilere anlatır.

 

Diğer iki avcı yollarına devam ederler ve Keltaş  Yaylası’nın önündeki pur denen yerden geçerken bir çığ gelip ikisini de götürür. Köylünün tüm aramalarına rağmen bulunamayan avcıların cesetleri yazın karların erimesiyle birlikte Kuzgun Deresi denen yerde bulunur.

 

                  

 

YEŞİLBAŞ’IN PARA KESMESİ

 

Sözlü tarihten edindiğimiz bilgilere göre Şıh Davut’un oğlu Yeşilbaş (Yeşilbaş bir lakap ya da sosyal bir ad. Asıl adını bilemiyoruz) bu günkü köse deresi denilen mevkide kurduğu körükle birlikte küçük çaplı bir atölye oluşturmuş tur. Burada başlangıçta birtakım ev aletleri üreten Yeşilbaş ve oğulları aynı zamanda birtakım silahları da üretmeyi başarmıştır. İlerleyen zaman içerisinde ise, bakırı eriterek mangır para kesmeye başlamıştır. Bir süre sonra olay herkes tarafından duyulur ve köyü askerler basar.  Gelen askerlerle köse deresinde 4 gün savaşan yeşilbaş, arkadan ek asker kuvveti gelmesiyle birlikte köyü terk etmek zorunda kalır. Çatışma sonucu askerler yeşilbaşın iki oğlunu yakalar ve Halaçlı’dan Tirebolu’ya doğru  giderken  askerlerin elinden biran kurtulan iki kardeş kendilerini  Harşıt Deresi’ne atarlar. Mevsim bahar, dere ise taşkındır. Askerler kendilerini riske atamazlar ve iki kardeş yüzerek karşıya geçip tekrar Harşıt’a dönerler. Harşıt’ta ve Şadı Köyü altında yine birkaç askeri dut ağacına asarlar ve kaçmaya devam ederler.

 

Yeşilbaş ise 4 günlük çatışmadan sonra Kanyaş başı istikametinde köyü terk eder. Ancak köyü terk ederken torunu Kara İbrahim’i çalıklı ailesine bırakır ve derki “Bu köyü benim babam kurdu o yüzden bu torunumu yetiştirin. Benim arazilerime sahip çıksın belki bir gün dönerim’’  ancak Yeşilbaş ve ailesi bir daha geri dönmez.

 

Kara İbrahim’i haber alan askerler Çalıklı ailesini basarlar ve çocuğu isterler. Evin büyüğü ise bu çocuğun Yeşilbaş’a ait olmadığını, bu zavallı çocuğu Kürt ininde (Kürt ini köy altında, Erzurum Tirebolu kervan yolu üzerinde bir durak yeri) bulduklarını söyler. Bunun akabinde askerler çocuğu bırakıp giderler. İşte bu günkü güvendiler bu çocuktan çoğalmışlardır. Kurtoğlu veya Kürdoğlu lakabı da buradan gelmektedir.  

 

Bu günkü Nuri Beğ denilen yerde  Çatalağaç ve Taşlıca madenlerinin işlendiği söylenmektedir. Yeşilbaşın hangi parayı kestiğini bilemiyoruz.

 

 

EŞKİYALAR

 

Çok önceleri Çatakçayır ve Güvendi çevresinde ikamet edilirken, Kavraz Deresi boyunca seyahat edilerek Harşıt üzerinden Tirebolu ya veya Harşıt-Çatak üzerinden Görele’ye ulaşılarak birtakım ihtiyaçlar buralardan temin edilirmiş.

Yine böyle bir seyahat sonrası grup halinde alış verişten yaylaya dönülmektedir. Grup Pir Ali harmanının altıdaki boğazdan çıkar. Harmanın karşısındaki yamaçta ağacın altında oturan eşkıyalar atın üzerinde oturan yeni gelinin boğazındaki altınların parıltısını görür, iştahı kabaran eşkıyalar kervanı basar ve en önde direnen kişiyi öldürürler. Sonra grubun lideri öne çıkar, bunu gören eşkıyalar silahlarını bırakıp kenara çekilirler ve “Madem kervan sizindir biz özür dileriz, biz sizin kapınızda ekmek yedik, su içtik duanızı aldık” diyerek saygıyla oradan ayrılırlar.

 

Bugün Pir Ali harmanında bulunan ve tek mezar denen mezarın bu eşkıyalara direnerek ölen kişinin mezarı olduğu söylenir.

 

Kaynak: Hacı Mehmet GÜVENDİ’nin uzun kış gecelerindeki anlatımları. 

 
       EDITÖRÜN SEÇTIKLERI
» Doğankent’e Yeni Katma Değer
» Oy Cemo Vay Cemo...
» Bakandan Doğankent'e Okul Sözü
» MYO nun Temelleri atıldı
» Referanduma Evet Orgi'ye Evet mi?

Anasayfa Sözlü Hikâyeler