| ANADOLU DA AŞİRETLER |
|
|
|
| YAZARLAR - Sinan GÜVENDİ | |||
|
Salı, 18 Mayıs 2010 21:44 |
|||
|
Sn   Prof. Dr. Yusuf  Halaçoğlu nun uzun süredir Türkiye’de aşiretler oymaklar üzerine çalıştığını biliyordum. Doğrusu büyük bir heyecanla ve merakla bekliyordum. Kitap çıkar çıkmaz satın aldım ve bir solukta 6 ciltlik eseri (1453-1650) inceledim.   Bizim köyde yer adlarına ve eski aile adlarına baktığınızda birçok aşiret ve oymak adı görebilirsiniz. Örneğin : kalender, gökçe, kabaklı, çalıklı, çakır alili, köse, şükürlü, piri beylü v.s . Bunların hepside Sn.Halaçoğlu nun kitabında var hatta bizim köydeki aile ve yer adlarının yüzde yetmişi kitap da cemaat, aşiret yada oymak adı olarak mevcut ama hiç birisi bizim yörede gözükmüyor. Oysa bizim köydeki ve bölgedeki birçok aşiret ve oymak adını bulabileceğimi sanmıştım. Ancak Sn. Prof. Halaçoğlu nun araştırması bizim bölgedeki tahrir kayıtlarını biraz daha genel inceliyor. Yani tahrir kayıtlarında Kürtün bölgesinin hemen hemen tamamı Çepni olarak kayıtlı ama cemaat adları oldukça az.
Tarihi ilk merak etmeye başladığımda Prof. Faruk Sümer in ‘’Çepniler’’ ve ‘’Tirebolu Tarihi’’ adlı (çoğunlukla tahrir defterlerine dayanan) eserlerini okumuştum. O tahrir kayıtlarındaki, tımar adlarında birçok benzerlik bulunmasına rağmen, bizim köyün adı (şadı) geçmiyor, dahası doymuş , kaynaş , üçtaş , törnük, taşlıca, köylerinin de  adı geçmiyor. Ama o tarihte bizim köyde ve çevre köylerde yerleşim olduğu muhakkak.  Buna karşın çatak, güdül, koz, boynuyoğun, karaçukur, kozca gibi isimler mevcut. Diğer yandan Çeri çukuru, Beşir, Sevgülü, Uluköy, Harıd, Saru Baba, Dilkicek, Keledere, Alataş, Alacasakar adlı yerler de ‘ yaylak’a bağlı’ olarak geçiyor . Yani bölgedeki köylerin çoğunun adı tahrir kayıtlarında geçmesine karşın, tarihçe bölümünde de belirttiğimiz gibi (eski adıyla) aşağı kürtün ile yukarı kürtün arasındaki köylerin adları yoktur. Özellikle bölgeyi tanımayanlar için altını çizelim ki; bu kürtün-i zir ile kürtün-i bala arasındaki köyler birbirine bitişik ve dağınık bir yerleşim yapısına sahiptir. Dahası bu 5-6 köyün insanı çoğunlukla birbiriyle akrabadır. Prof. Faruk SÜMER in kitabında bir kısım köy adları da var ki buraların bugün neresi olduğunu anlamak oldukça zor. Fakat detaylı bir alan araştırması yapıldığında bunların çoğu ortaya çıkacaktır, Örneğin: tahrirlerdeki Tana Deresi köyü bilinmiyor ama Taşlıca köyü Deregözü mahallesinde Dana Deresi denilen bir dere var ve o derenin gözünde (bizim keltaş yaylasının arka tarafı) eski ev yerleri olduğu söyleniyor. Bir başka örnek Davut Çukuru, burası da şimdiki derindere olabilir. Elbette biz yalnızca tahmin yapıyoruz ama tekrar edelim ki detaylı ve profesyonel bir alan araştırması gereklidir.    Eğer Sn. Sümer tahrir kayıtlarını eksiksiz çevirdi ise (ki öyledir) geriye iki alternatif kalıyor. Ya Harşıt Kürtün arasındaki köyler o neresi olduğunu bilemediğimiz köylerden, ki ben buna pek ihtimal vermiyorum. Yada…
Bu durumda geriye tek sonuç kalıyor: ‘’Kürtün denilen yer aşağı kürtün ile yukarı kürtün (şimdiki Doğankent ile kürtün ) arasıydı’’…  Diğer yandan yayladan inilen ilk kışlakların harşıt nehri kenarlarındaki bük dediğimiz küçük düzlükler olduğu ve nüfusun çoğalmasıyla birlikte daha yukarı yamaçların ormandan açılmak suretiyle mahalle yapıldığı mantığa daha uygun gözükmektedir. Dikkat edilirse daha yakın zamana kadar (1980 yılları) bu kürtün-i zir  ile kürtün-i bala arasında, harşıt çayı boyunca kısa aralıklarla kahvehaneler, fırınlar, bakkallar vs gibi yerleşim yerleri vardı.     Bildiğimiz gibi cayra baraj altında kaldı daha sonra ise belediyelik olan Uluköy kürtün adını alarak ilçe oldu. Eski cayra nın sakinleri (ki küçük bir yerdi) ise paralelinde yeni Tirebolu- Gümüşhane yol kenarına yerleşerek Özkürtün oldular.   Tımarlardaki benzerlikleri ise: Piri oğlu uğurlu nun tımarı, İskender oğlu Mustafa nın tımarı, Piri bey oğlu Mansur un tımarı şeklinde özetleyebiliriz. Diğer tımarlarda normal isimler (Ali Ağa oğlu Emir Ağa, Dursun Ağa oğlu Yar Ali, v.b.) olduğundan benzetme yapmak oldukça zor.  Doğankent Kürtün arası ve çevresinin % 90 ın üstünde Çepni olduğu anlaşılıyor. Ancak Harşıt vadisinde birçok başka boy ve oymaklar da var. Örneğin Halaçlı, Eymir, Alayundlu , Boynuyoğun, Yüreğir,  Çeğel v.s . Yani bunları amatör bir bakış açısıyla bile kolaylıkla görebilirsiniz. Harşıt vadisinden bir tarihçi çıksa isimlerden, yer adlarından, aile adlarından en az 10 tane kitap yazar. Diğer yandan bizim bölge coğrafi yapıdan dolayı Moğol ve benzeri işgallerden de fazla etkilenmediği için 800 yıldır nesilden nesil’e gelen sözlü tarih de önemli bir kaynaktır.  Ancak objektif olmak lazım. Zaten fazla araştırma yok ancak bu az sayıdaki kişiler de önce Çepnileri Sünnileştirmekle işe başlıyor. Halbuki çıkıp şu köylere baksalar, bu insanlar ne yer ne içer, nasıl düğün yapar, cenazesini nasıl kaldırır, v.b. aslında çok şey görecekler ve daha gerçekçi bilgilere sahip olacaklar. Örneğin: Karakoyunlular , Danişmentliler , Safeviler, Dulkadirliler ile bizim yakın bağlarımız olduğunu gösteren birçok ipucu bulacaklar.  Hakkını teslim etmek lazım ki bu güne kadar yine en kapsamlı alan araştırmasını Gazi Üniversitesi yaptı. Buradan Sn. Prof. Alemdar Yalçın ve Sn Coşkun Kökel’e teşekkür ediyorum.  Yukarıda yazılan köy adlarının hepsi eski adlardır (niye değiştirildiyse! Onu da anlamak zor). Örneğin yayladaki oba adlarına bakalım: Tepealan, Meşhed alanı, Sarıtaş, Mansur, Çatakçayır, Bonyurt, Çeğelli oba, Kavraz, Abadan, Güvendi (güvende), Kazıkbeli, Halilbeğ, v.s. yada Abdal Musa tepesi, Akıl Baba tepesi, Kabaktepe,v.s. bu isimlerin hepsi en az 500- 800 yıllıktır. Yani bizim çevremizdeki yayla ve köylerin çoğunun Çepniler tarafından yerleşime açıldığı anlaşılıyor.     Bazı kaynaklarda ‘’Trabzon alındıktan sonra ovadan 100.000- Çepni geldi’’ gibi yazılar bulunmakta ve dışarıdan bakanlar da Çepnilerin iskanlarını bu tarihle ilişkilendirmektedir. Altını çizelim ki bu saptama tamamen Trabzon şehri ile ilgilidir. Prof. Faruk Sümer e göre Çepniler 13 yy da denize ulaştılar ve bunlar kürtün tarafından geldiler. Bilinmesi gerekir ki biz Fatih ten en az 200 yıl önce de bu dağlarda idik.   Güvenç Abdal , sözlü tarihte Sarı Saltuk ile musahip ve  Hacı Bektaş-ı Veli nin çağdaşıdırlar ve 13 yy da yaşamışlardır. Hacı Bektaşı Veli nin ölümü 1271 olarak kabul edilmektedir. Sarı Saltuk 1198 yılında Erzurum da doğmuştur (Veli Saltık, Tuncelide Aşiret,Oymak ve Ocaklar). Eğer öyle ise Güvenç obasının Harşıt vadisine inişi (bilinen en az) 1240 yıllarıdır. Gerek Harşıt vadisi gerekse doğu batı ekseninde Vakfıkebir ile Ordu (Bayramlu Beyliği) arası (ki bu mesafeyi daha sonra Sinop a kadar uzatabilirsiniz) 13 yy da sözünü ettiğimiz başta Güvenç Abdal olmak üzere, Türkmen dervişleri tarafından iskan edilmiştir. Dolayısıyla Güvenç Abdal, Uruz (horoz) evliyası, Pir Ali, Akıl Baba , Şıh Davut, Pir-i Veled, Kızıl Ali, Saru Baba, Piri Şıh v.b. görmezden gelinerek harşıt vadisinde geçmiş incelenemez…  Gelelim Sn Halaçoğlunun araştırmasındaki sonuçlara. Sn. Halaçoğlu her ne kadar bizim bölgedeki oymak ve obalarla ilgili detay vermese de Çepnilerin 1453 ile 1650 yılları arasındaki iskanları hakkında birçok bilgiler ortaya koymuştur. Öyle ki Çepnilerin Anadolu’daki tüm yerleşimlerini (1453-1650) kitap ta bulmak mümkün. Bu bilgiler bizim daha önce gerek tarihçe bölümünde gerek diğer yazılarda ortaya koyduğumuz bilgilerle de paralellik arz ediyor. Örneğin benim bir şiirde (deyişte) ‘’Araban da Seyit Vakkas’’ diye bir satır okuyunca, Giresun da da Seyit Vakkas türbesi olması dikkatimi çekmişti. Biz, Seyit Vakkas hakkında sadece bu kişinin seyit soylu olduğu, bir fındık kabuğu içinde yuvarlanarak geldiği, kazancı yokuşunda savaşırken başı kesildikten sonra başını koltuğunun altına alarak şimdiki türbesinin olduğu yere kadar savaştığı v.s gibi mitolojik bilgilere sahibiz. Oysa bu konu detaylı olarak araştırılması gereken bir konu. Sn Yusuf Halaçoğlu nun kitabında gördüm ki, Araban da Çepniler ile ilgili çok sayıda kayıt var yani çok yakın bir bağ var. Aynı durum Sivas yeni il (Divriği – yama dağları yöresi) için de geçerli. Kitap ta Çepnilerin Cemaat ve Taife lerinden bazıları; Ulu Yörük Taifesi, Mesudlu Cemaati, Haleb Türkmenleri, Atçeken Yörükleri, Turgud Taifesi, Boz ulus Türkmenleri, Yüzdeciyan Cemaati, Çepni Kabilesi, Behram Yörükleri, Bektaşlu Taifesi, Maraş Yörükleri Karamanlu Cemaati, Andırın Yörükleri, Şam Yörükleri, Giresun Yörükleri (Balıkesirde), Dulkadirli (Zülkadirlü) Taifesi Cemaati, Çepni Cemaati, Çepni Nahiyesi Cemaati, Alpoğuz Cemaati, Başım Kızdulu Cemaati, Beşler Cemaati, Keçilü Cemaati, Kayırhanlu cemaati Urunkuş kabilesi(?), İvrindi Yörükleri, İnebeğlü Cemaati, Ötüklü cemaati, Ortaköy Cemaati(?), Oğuzlu köyü cemaati, Oğuzlar cemaati, Oğuz Kabilesi Cemaati, Oğuz Cemaati, Kurd Cemaati, Köse Receplü Cemaati, diye geçmektedir. (Daha fazla detay için Prof. Dr. Yusuf HALAÇOĞLU’ nun Anadolu da Aşiretler Cemaatler Oymaklar 1453- 1650 adlı kitabına bakılabilir) Bu cemaat ve Oymakların başlıca yurt tuttuğu yerler, yani 1453-1650 tarihleri arasındaki Çepni yerleşkeleri ise: Başta Trabzon vilayetinin Kürtün kazası ve Çepni (Giresun) kazası olmak üzere, Sivas yeni il (Divriği bölgesi) ,Gaziantep Araban , Adana sarıçam-yüregir-kadirli , Mersin Mut, Aksaray-Koçhisar, Çorum-Osmancık, Çankırı (kengiri)-Tosya, Balıkesir-Giresun nahiyesi (Savaştepe) ve İvrindi nahiyesi ile Konya , Karaman, Diyarbakır , Kastamonu, Maraş , Niğde, Ladik , Ordu, Samsun, Bursa, Bolu başta olmak üzere birçok vilayete dağılmış köyler veya nahiyeler (yerleşimler) şeklinde veriliyor. Altını çizelim ki yukarıda yazılı yerleşimlerin tamamı Çepni değildir, bu kazalardaki Çepni köyleri tek tek yazılıdır ama biz bu kadar detaya girmiyoruz. Bize gelince: Kayıtlarda Çepni Cemaati, Çepni Nahiyesi Cemaati ve Oğuz Cemaati nin yurtları Trabzon un Kürtün ve Çepni (Giresun) kazaları ve bunlara tabi köyler diye geçiyor. Bildiğimiz gibi Giresun un eski adı Vilayet-i Çepni dir. Dikkatlice incelendiğinde, kitapta tüm vilayetlerde Çepni yerleşkeleri köy bazında verilirken, Kürtün ve Giresun kazalarına tabi köyleri genel anlamda hepsi Çepni imiş gibi veriyor. Kuşkusuz hepsi Çepni değil, mesela kitapta da Tirebolu nun Alayundlu köyünü veriyor ama Çepni köylerini tek tek vermiyor. Buradan da Kürtün kazasının tamamına yakınının ve Giresun kazasının da büyük çoğunluğunun Çepni olduğu anlaşılıyor. Yukarıda verdiğim Seyit Vakkas ta buna tipik bir örnek aslında. Bunlar sürpriz değil, biz zaten kendi kültürümüze ve büyüklerimize dayanarak bunların birçoğunu biliyorduk ama Sn. Halaçoğlu bunu kayıtlarla ortaya koydu ve tereddütleri ortadan kaldırdı. Başka bir örnek Giresun Yörükleri Cemaati, yurtları ise Karesi nin Giresun nahiyesi yani bugünkü Balıkesir in Savaştepe ilçesi. Bu cemaat de kitapta Çepni boyuna mensup olarak görünüyor. Nahiyelerinin adı da Giresun olduğuna göre belli ki oraya Giresun dan gittiler. Yine bu cemaat adlarından Ortaköy cemaatinin bizim Ortaköy ile yada kayırhanlu cemaatinin bizim gaayannı ile bir bağı olup olmadığını bilemiyoruz. Diğer bir dikkat çeken konu da köy deki ‘’KARA’’ lakabı ve ya isimlendirmelerinin yoğunluğu konusudur. Elbette yüz görünümü esmer olan kişiye kara denilebilir ancak ilginç olan, bizim köyde esmer kişi pek az bulunmasına rağmen kişi adlarında çok sayıda kara isimlendirmesi olmasıdır. Örneğin: Kara Davut, Kara İbrahim, Kara Mustafa, Kara kabak oğulları, Kara Ali kıranı, Kara Hüseyin evi yanı, Karakulak Mustafa, Kara Halil oğlu, Kara Hasan oğlu, Karagöz oğlu, Kara Ahmetli v.b. gibi. Yakın zamana kadar bizde kurban kesildikten sonra koç boynuzları mereklerin (ot konulan yer) kapısına çakılıyordu. Diğer yandan Karakoyunlu devleti bir çok oymağın bir araya gelmesiyle kuruldu ancak kurucu aile başlıca Şad’lu ve Bahar lu oymaklarından oluşuyordu. İşte bizdeki ‘’kara’’ lakabının çokça olması da, bizim köydeki aşiretlerin Karakoyunlular ile yakın ilişkisinin kanıtları gibi gözüküyor. Şadlu yada Şadulu’nun etnik kökeni konusu da çokça tartışılmaktadır. Kuşkusuz kim kendini nasıl hissediyorsa öyledir ancak, araştırmacı yazar Sn. Veli Saltık ın son kitabı ‘’Tunceli’de Aşiret-Oymak-Ocaklar’’ da (ki Sn. Veli Saltık da Tunceli nin Ovacık ilçesindendir) Şadılıları Türkmen aşiretleri içinde göstermektedir. Yine aynı eserde şadılılar’ın Tunceli de ikamet ettiği toplam 39 köyün eski adlarına baktığımızda da büyük çoğunluğunun Türkçe olduğunu görüyoruz. Örneğin: çanakçı, bağın, canik, çatköy, göktepe, İsmailli, kızılcık, danaburan, yılanlu, v.s. Nasıl ki Giresun ülkenin her yanında şehitliği olan ama hizmet alımında sonlarda kalan bir il ise, harşıt vadisi de her tepesi şehitlik olup hizmet alımında en sondadır. Aynı durum tarihsel olarak da böyledir. Yani bizler tarihimizi kitaplardan okumak yerine, çoğunlukla büyüklerimizden dinledik. Atalarımıza ne kadar teşekkür etsek azdır. Sevgiyle kalın Mayıs 2010 / İZMİR
|
|||
| Yazar Sinan GÜVENDİ |
|
HARŞIT'IN ÖNEMİ - 2 |
| Editör | |
|
Bizim STK lar |
| Abdullah Öner MERAL | |
|
Önemsenme Üzerine |
| Mustafa GÜVENDİ | |
|
KÖY MÜ? MEMLEKET Mİ? |
| Sinan GÜVENDİ | |
|
Görülmesi Gerekenler |
| Yakup PİR | |
|
Yürümek |
| Ender ELKAYA | |
|
Yozlaş(tırıl)an Değerlerimiz... |
| Adil GÜVENDİ | |
|
Kültürümüz, Tarihimiz ve Biz… |
| Ali PİRDAL | |
|
Karadeniz Kadınları |
| Emine GÜVENDİ TEKİN | |
| EDITÖRÜN SEÇTIKLERI |
| » 70 Milyonun 1 Milyonu Giresunlu |
| » DoÄŸankent’e Yeni Katma DeÄŸer |
| » Oy Cemo Vay Cemo... |
| » MYO nun Temelleri atıldı |
| » Referanduma Evet Orgi'ye Evet mi? |
Yorumlar
Bu güvenç Abdal meselesini ciddi olarak tartıştık burada hatta kendisinin tarihi kişiliğinin ortaya konması için bir heykelinin yapılmasınıda düşünüldü giresunda. Fakat böyle bir heykelin yapılmaması için olumsuz görüş bildirdik arkadaşlarımızl a. bu konu hakkında Osmanlı tahriri defterlerinde tek parça tek satır kayıt yok . eğer şadı da ya da şıhlı da yani taşlıca da böyle bir ocak böyle bir tekke olsaydı devlet kayıtlarında yer alırdı herşeyden önce vergiden muaf olurdu. Ama nedense halkımızda böyle bir inanç var. hatta bazılarının elinde şecere filan gibi belgeler var ben bunların Yeniçerilerin imha edilmesinden sonra Taşlıca ya gelen ya da kaçan bir yeniçeri askerinin ya da bektaşi dervişinin uydurması olduğunu düşünüyorum. Güvenç Abdal var en azından onu biliyoruz. ama kayıt yok. çok ilginç bir konu.
kavraz adı gabras tan gelebilir o konuda bir araştırma yapmadım. ancak kavraz bölgesinin alahnas olma ihtimali yüksek bence....
Güvenç Abdal ın asıl adı Halil Nurettin dir. Şıhlı köyünde ve Güvende (güvençli) yaylasında yaşamıştır. Güvende yaylasındaki mezarı makam mezarıdır. Asıl gerçek türbesi Hacı Bektaştadır. bizim köylerde evliya mezarı olarak bildiğimiz mezarların hemen hepsi Güvenç Abdal'ın torunlarıdır.
istersen bo konuda daha detaylı konuşabiliriz...
eleştirin için teşekkürler...yazdıkların doğru...
ahmet adına gelince: Kara Ahmet, Güvenç Abdal'ın kayınpederidir. Yani Emine nin babası. bizim keltaşın arkasında karabörk vardır, orayıda Kara Ahmet iskan etmiş... yakında güvendi' leri yayınlayacağım, orada daha detaylı bilgiler var...
Yazıyı okuduğumda ben de geçmişimizle ilgili bir takım ipuçları yakaladım.Örneğin;Biz Torul'un Demirkapı Köyü'nde ikamet ederken ,okula gelip geçerken kapısından geçtiğim bakkal amca , hergün beni ''çepnili'' diyerek severdi.Ben de o çocuk aklımla ne demek istediğini anlamaya çalışıyordum ve Karadenizli oluşumla bağdaştırıyordu m.Demek ki bakkal amcanın tarih bilgisi varmış ki bana öyle diyormuş.
Küçüklüğümden beri , köydeki tarla ,bağ-bahçe adlarının nereden geldiğini merak etmişimdir.Mesela bizim Ahmetli diye bir tarlamız vardı ve ben sürekli babaanneme bu ismin nerden aldığını soruyordum.Şimdi daha iyi anlıyorum.
Anlaşılan bizler , sizden daha çok şeyler öğreneceğiz.
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.