| Karadeniz Kadınları |
|
|
|
| YAZARLAR - Emine GÜVENDİ TEKİN | |
|
Pazar, 23 Mayıs 2010 16:43 |
|
|
Tanyeri ağarırken kalkarlar yataklarından. İlk iş olarak, yarı uykulu gözlerle, evin penceresinden bakarak hava durumunu kontrol ederler. Havanın durumuna göre yaparlar günün planını. Eğer hava yağmurlu ise, ev yakınındaki işlerini yaparlar. Ahırdaki hayvan gübrelerini boşaltır, yün eğirir, çul ve ip dokurlar. Toplanıp komşunun mazusunda (tekirinde) yufka açarlar. Ya da bir hastayı, bir akrabayı ziyaret ederler. Yağmurlu bir günü bile uyuyarak ya da dinlenerek geçirmezler. Onlar için bir günün değeri çok önemlidir. Eğer hava günlük güneşlik ise, her zamanki gibi meşakkatli ve yoğun bir iş temposu ile geçecektir günleri. Ahırdaki inekler yön edildikten sonra güzel bir kahvaltı sofrası hazırlanır. Bir tencere turşu ve üstüne yumuşak olsun diye konulan mısır ekmeği, kahvaltı sofralarının baş tacıdır. El yapımı peynir,çökelek,taze yumurta sofranın diğer tamamlayanıdır. Kahvaltıdan sonra bahçeye götürülmek için öğle yemeği hazırlanır. Akşamdan mayalanan hamur çoktan üç dört tane ekmek oldu bile. Lahana sarmaları akşamdan sarılmış, uyanır uyanmaz da pişirilmiştir. Çabucak hazırlanırlar. İpler bele bağlanır, azıklar ve ayran bakraçları ele alınıp, kazmalar, baltalar, oraklar omuza vurulup, bebekliler de beşiklerini yüklenip, küçük çocuklarını önlerine katarak tutarlar bahçelerin, tarlaların, ormanların yolunu.
Karadeniz kadınları yiğittir. Onlar, hem tarlada çalışırlar hem ormanda odun ederler. Halat çekip kamyona ot, odun yüklerler, bahçede ot biçip taşırlar. Bazen de ‘’bismillah’’ deyip inşaatta çalışırlar. Bugün benim diyen erkeklere bile taş çıkartır Karadeniz kadınları. Yoruldukları zaman biraz türkü söyleyip, biraz kaybettiklerine ağıt yakarlar. O kadar sağlam kulağa ve sese sahiptirler ki, bir uzun hava çekerler, karşı dağlar yankı verir. Öyle bir ağıt yakarlar ki, bütün hayatlarını bir film şeridi gibi gözlerinden geçirip, anında kafiyeli olarak sözlere dökerler. Bakraç kokan ılık ayran, yüreklerin ateşini biraz da olsa serinletir. Bitip tükenmek bilmeyen enerjileriyle, durmadan, bıkmadan çalışarak günlerini akşam ederler. Dönerken de biçtikleri otları, güllükleri, odunları öyle bir yüklenirler ki yükün altında görünmezler,ot yürüyor sanırsın adeta. Yine de boş durmayıp çorap örüp, yün eğirerek dönerler evlerine. Değinmeden edemeyeceğim. Köyün en hamarat kadınlarından biri de babaannemdi. İsmi Telli olduğundan, biz ona Telli anne derdik. Gençliğinde o kadar uzun ve gür saçları varmış ki, saçlarıyla su dolu kovayı (gufa) eve kadar taşırmış. Kime sorsanız bilir onun ne kadar yiğit bir kadın olduğunu. Küçüklüğümde Telli annemle yayladan köye inek sürmüştük. Köye geldiğimde ayaklarımın ütüne basamaz hale gelmiştim. Hatta ayak başparmağımın tırnağı bile çıkmıştı. O da benimle aynı yolu yürümesine rağmen, ’’yoruldum’’ demeden hayvanları yedirdi, yön etti. Sonra bize bir sofra dolusu yemek hazırladı. O da yetmezmiş gibi, gece yarısına kadar bir-iki leğen çamaşır yıkadı. Ben de büyük bir hayranlıkla onu izliyordum. Aramızdan ayrılalı yıllar oldu. Telli anneme Allah’tan rahmet diliyorum. Karadeniz de Telli annem gibi daha nice analar var. Karadeniz kadınları cefakârdır, çilelidir. Hepsinin ayrı ayrı destanlaşacak hayat hikâyeleri vardır. Hepsinin sineye çektiği dertleri, kederleri vardır. Bir açmaya görsün lafı, çorap söküğü gibi gelir gerisi. Karadeniz kadınları misafirperverdir. Haber vermeden gelen misafir, onlar için tanrı misafiridir. Kim gelirse gelsin, kapıları her zaman , herkese açık, sofraları herkese kuruludur. Allah ne verdiyse yenilir, içilir. Misafire sunulan en güzel ikramları da güler yüzleridir.Sizi uğurlarken,bakışlarından ‘’yine buyur, yine gel‘’ mesajını okursunuz. Karadeniz kadınları yardımseverdir. Düğün, mevlit (davet) yemeklerini elbirliği ile pişirip, yine elbirliği ile ikram ederler davetlilere. Bağ-bahçe işlerini imece usulü ile yaparlar. Eğer komşusu bir işe çağırdıysa elinin hamuru ile seve seve koşar yardıma. Karadeniz kadınları cesurdur. Onlar, bir kişiye sinirlendiğinde, kırıldığında ellerini alnına verip çekişerek (münakaşa yaparak) medeni cesaret kazanmışlardır. Topluma girdiğinde de utanmadan, sıkılmadan ne söyleyecekse, esirgemeden söylerler. Karadeniz kadınları duygusaldır. Yufka yürekleriyle ağlayanla ağlar, gülenle gülerler. Karadeniz kadınları paylaşımcıdır. O gün pişirdiği güzel bir yemekten komşusuna da bir tabak götürmeyi ihmal etmez. Karadeniz kadınları kanaatkardır. Çalışmaktan elleri, ayakları nasır tutmuş , yüzlerinde derin çizgiler oluşmasına rağmen eşlerinden hiçbir zaman tektaş yüzük, mücevher, kürkler, botlar istememişlerdir. Onlar, iki değişimlik etekle, kazakla yetinen kadınlardır. Her zaman olanlarla yetinmişler ve şükretmişlerdir.
Karadeniz kadınları tutumludur. Hiçbir şey çöpe atılmaz ,eskiyen dokuma kazakları söküp eğirerek iplik yapıp , bu ipliklerden ip dokurlar. Eski kumaş parçalarının sağlam yerlerinden alınarak kilim türü palan dikerler ve evlerinin çeşitli yerlerinde kullanırlar. Eski plastik kovaları, ayakkabıları da tavanda saklayarak, sene de bir de olsa uğrayan eskicilere verip yerine ihtiyaçları olan başka mutfak araç-gereçleri alırlar. Bütün bunlara rağmen,Karadeniz kadınları hak ettiği değeri, saygıyı ve sevgiyi göremiyor.Her türlü haksızlığa ve saygısızlığa uğradığını görüyoruz.Hatta daha da ileri gidersek, her türlü şiddete uğruyorlar. Günümüzde hala “kadının sırtından sopayı eksik etmeyeceksin’’ zihniyetini taşıyan erkekler de maalesef mevcuttur. Kadınları dağda odun keserken, harmanda olta atıp (tur atıp),sigara tüttüren eşler de yok değil hani. Karadeniz erkeklerini hiç çalışmıyor demiyorum ama kadınlar daha çok çalışıyor. Onlar hem erkek işini, hem de kadın işini yapıyorlar. Bütün yük neredeyse kadınların omuzlarında.Yaşlı insanlarımıza baktığımızda, erkeklerin dimdik ayakta durduklarını , kadınların ise daha çok çökmüş olduğunu görürüz.Kadınlarımızın ağır yük taşımaktan dizlerine varisler inmiştir. Orta yaşta saçlarına düşen aklar yaşadıklarının birer göstergesidir. Ne yazık ki kadınların değeri, öldükten sonra anlaşılıyor. Birlikte geçirilen bir ömür boyu, söylemedikleri güzel sözlerini, eşlerinin tabutu başında söylerler, ama artık çok geçtir. Bugün gelinen noktada, gelişen teknoloji ile ve ekonomik refahın düzelmesiyle birlikte kadınlarımızın yükleri biraz hafiflemiş olsa da ,onların sorumlulukları erkeklere göre yine de ağırdır. Bildiğim, gördüğüm, yaşadığım kadarıyla Karadenizin köy kadınlarını sizlere anlatmaya çalıştım. Benim anlatamadığın daha ne güzellikleri vardır Karadeniz kadınlarının. Onlar üretkenlikleriyle, çalışkanlıklarıyla, sabırlarıyla o dağları oya gibi işleyen, çektikleri o kadar sıkıntıya ve yorgunluğa rağmen her sabah hayata umutla, güler yüzle “merhaba” diyebilen vefakar kadınlardır. Onlar eli öpülesi Ayşeler, Emineler, Fadimelerdir.
|
|
| Yazar Emine GÜVENDİ TEKİN |
|
HARŞIT'IN ÖNEMİ - 2 |
| Editör | |
|
Bizim STK lar |
| Abdullah Öner MERAL | |
|
Önemsenme Üzerine |
| Mustafa GÜVENDİ | |
|
KÖY MÜ? MEMLEKET Mİ? |
| Sinan GÜVENDİ | |
|
Görülmesi Gerekenler |
| Yakup PİR | |
|
Yürümek |
| Ender ELKAYA | |
|
Yozlaş(tırıl)an Değerlerimiz... |
| Adil GÜVENDİ | |
|
Kültürümüz, Tarihimiz ve Biz… |
| Ali PİRDAL | |
|
Karadeniz Kadınları |
| Emine GÜVENDİ TEKİN | |
| TÜM YAZARLAR | |
| EDITÖRÜN SEÇTIKLERI |
| » Doğankent’e Yeni Katma Değer |
| » Oy Cemo Vay Cemo... |
| » Bakandan Doğankent'e Okul Sözü |
| » MYO nun Temelleri atıldı |
| » Referanduma Evet Orgi'ye Evet mi? |
Yorumlar
acılarımız, ayıplarımız ve döktüğümüz kan
karasabanlar gibi çizer kadınların yüzünü...
Ve sevinçlerimiz vurur gözlerine kadınların
göllerde ışıyan seher vakıtları gibi...
Hayallerimiz yüzlerindedir sevdiğimiz kadınların,
görelim görmeyelim karşımızda dururlar
gerçeğimize en yakın ve en uzak...
Nazım Hikmet
Teşekkürler emine , bizim kadınlarımız herşeyin en iyisine layıktır...
kadınlar yemek,ekmek,çam aşır,bulaşık,be bek,ahırdaki inek derken bir bakarsın ki yarım günlük iş daha yapmış olur.
Genel anlamda Karadeniz insanları ,başlı başına çalışkan insanlardır zaten,istisnala r hariç
Şu turşu üzerindeki ekmek beni acıktırdı.Ama yazıyı bazı bölümler dışında çok beğendim.Hani şu erkeklerin kadınlar kadar çalışmaması.Aslında o doğru olsada geçim derdi erke ğin sorumluluğunda olduğu için bedenen olmasada beyin olarak erkekler daha fazla yıpranır.Sonuç olarak Şadı da her evde bir nine olduğu halde dede çok çok azdır.
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.