GİRESUN / DOĞANKENT / ŞADIKÖYÜ

»Görüş , Düşünce ve Eleştirilerinizi İletişim bölümünden bizlere ulaştırabilirsiniz...    »Sinan Güvendi'nin "Taşlama" adlı şiiri, Şiir Köşesine eklendi...    »ANKET'İMİZE KATILARAK DOĞANKENT'İN ÖNCELİKLİ SORUNLARINI BELİRLEYEBİLİRSİNİZ.    
Kültürümüz, Tarihimiz ve Biz… PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 12 Haziran 2010 10:07 tarihinde güncellendi Okunma Sayısı: 907
YAZARLAR - Ali PİRDAL
Cumartesi, 12 Haziran 2010 09:42


Ali PİRDAL

İnsanlığın ilk dönemlerinden günümüze kadar iletişim her zaman yaşam için zorunlu bir unsur olmuştur. Alfabenin geliştirilmesi ve matbaanın kullanılmasıyla birlikte modern anlamda ilk iletişim aracı gazetedir. Daha sonra fotoğraf, telgraf, telefon, ses plakları, sinema, radyo, televizyon ve internettir. Köyümüze öncelikli olarak elektrik ve yol gelmiştir. Biz her şeyden önce radyo ile tanışmıştık. Ancak, o dönemlerde elektrik olmadığı için pil dayanmıyor veya yetiştirilemiyordu. Daha güçlü ve fazla enerji elde edebilmek için kullanılmış eski pillerden bataryalar oluşturuluyordu. Radyolar hayatın vazgeçilmez parçası olsa da, günümüzde çok fazla kullanılmamaktadır. Televizyonun icadı ile birlikte yaygınlaşması ve geliştirilen aktarıcılarla televizyon aktif olarak her yerde kullanılmaya başlanmıştır. Siyah beyaz görüntülü olan televizyonlar şimdi rengârenkli envai çeşit olarak alış veriş merkezlerini süslemektedir.

 

Her geçen gün gelişen teknolojiyle birlikte iletişim ve teknolojik araçlar ihtiyaç haline gelmiş ve satın alınarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu nedenle, satın alınan araç gereçle birlikte harcamalarımız her geçen gün daha çok artmıştır. Pusula ve barutun bulunmasıyla denizaşırı seyahatler başlamış ve ülkeler arası ticaret gelişmiştir. Geliştirilen makineler ve oluşan sanayi ile birlikte endüstri paralelinde, ulaşımında kolayca sağlanmasıyla iş alanları daha çok artış göstermiş ve insan gücüne ihtiyaç doğmuştur. Bütün bunların sonucunda burjuva ve işçi sınıfı oluşmuştur. İnsanlar şehre göç etmeye başlamış veya köylerin kentlere dönüşmesiyle birlikte sömürge ve kapitalizm sistemi daha çok boyut kazanmıştır.

 

Gelişen olaylar sonucunda köyler boşalmış olup insanların köylere geri dönüşleri neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Belki emekli olunca, o da zor görünüyor. Ya da ölünce artık! Bir bilinmezlik hâkim.

 

Günümüz dünyası küreselleşme sistemi ile anılmakta ve ülkeler bu şekilde kendilerine yön tayin ederek gelişip büyümektedir. Kuşkusuz ülkemiz de dünyada olup bitenleri takip etmekte ve buna göre strateji belirlemektedir.

 

Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi’nin yayınlamış olduğu Uygarlık Tarihi ders kitabındaki tarihin okunmasıyla birlikte çıkarılan özet bilgiyle devam etmek isterim yazmaya.

 

21. yüzyıl ve Küreselleşme; Küreselleşme kavramı ilk olarak 1980’lere doğru Amerikan işletme okullarında kullanılmaya başlanmış. E.Kongar’a göre küreselleşme “Körlerin fili tanımlamasıdır.” Küreselleşme dünyanın yaşadığı tarım ve endüstri devriminden sonra ortaya çıkan üçüncü büyük devrim, iletişim ve bilişimin görüntülerinden biridir. Küreselleşme, siyasal, ekonomik, kültürel ölçülerden oluşmaktadır. Kürselleşme' nin siyasal ayağı, ABD’nin siyasal liderliği ve da dünya üzerindeki siyasal jandarmalığıdır. Ekonomik ayak uluslar arası sermayenin egemenliğidir. (Dünya Bankası IMF vb.) Kültürel ayak ise iki boyutludur. Birinci boyut tüketim kültürünün dünyadaki egemenliğidir. Aynı tarz beslenme, (yeme içme vs.) giyinme ve aynı şeyleri seyretmedir. İkinci boyut ise, mikro milliyetçilik ve mikro dinciliktir. Bu her bir alt kültür grubunun siyasal birlikten koparılarak bağımsızlığa kavuşturulması eğilimidir. Yani ulus devletlerin parçalanarak ayrılmış hali olarak tanımlanabilir. Tüm bunlar yaşanırken öne çıkarlar; yerel hükümet yetkileri, bürokratlar, siyasetçiler, ulusal kimliklerini yitiren şirket yöneticileri, gazete patronları öne çıkmaktadır.

 

Küreselleşmenin temel hedefi ulus devletlerdir. Bunlara göre ulusal bağımsızlık diye bir kavram yoktur. Küresel kültür piyasalarının yarattığı yeni insan tipi, kendi ülkesine yabancılaşırken, özendiği ülkelerce de kabul edilmemektedir. Eskiden savaşlarla değiştirilen dünya düzeni şimdi, ilgili ülkelerin başkan ve dışişleri bakanlarınca “güle oynaya barış içinde” değiştirilip, yenileniyor.  Yoksulluk hızla yayılıyor. Sadece üçüncü dünya ülkeleri değil, gelişmiş ülkelerde de artıyor. Sermaye ihracı üretimsizliğe, üretimsizlik yeni toplumsal sorunlara yol açmaktadır. Sonuç olarak, terörizm ve küreselleşme olgusu yadsınamaz bir gerçektir. Ancak, küreselleşmesinin en ileri aşamalarında bile bağımsızlık bir gereksinim olarak varlığını devam ettirecektir. Belkide bu düzenin doğal sonucu olarak, dünya yeni bir bloklaşmaya başlamış durumda. Genişletilmiş ortak pazarla 21. yüz yılın süper blokları oluşturulmuştur. 20. yüzyılın başlarında İngiltere’nin Devletler Topluluğu, Fransa’nın Kuzey Afrikası, ABD’nin Güney Amerika'sı varken, şimdi Almanya’nın AB’si, ABD’nin Naftası, Japonya’nın Apec’i var. ABD’nin her alanda üstünlüğünü korumak ve sürdürmekte kararlı olduğu görülmektedir…                                                                                                      

 

Görüldüğü üzere gelişmelerin satır aralarında gizli olmasıyla birlikte, dünyada ve çevremizde olup bitenler tartışma konusudur. Dünyada insanlar arasında ve özellikle ülkelere uygulanan çifte standart ayrı bir gerçek. Aklı ve düşüncesi olan her insan kendini yenilemelidir.

 

1. Dünya Savaşı sırasında İngiltere’nin aracılığıyla Filistin’e Yahudi göçü hızlanmış, Hitler döneminde iyice artmış ve 1948 yılında İsrail devleti kurulmuştur. Kurulduğu yıldan itibaren Ortadoğu’da savaş başlamış ve hiç bir şey eskisi gibi olmamış. Acaba, biraz olsun düşünüp araştırdık mı yaşanan ve gelişen olayları. ll. Dünya savaşında İtilaf devletleri ülkemizi işgal etmişler ve kendi aralarında gizli antlaşmalar yaparak Türkiye’yi haritadan silmek için paylaşmışlar. Ancak, evdeki hesap çarşıya uymamış. M. Kemal ATATÜRK ve onun kahraman askerleri ile anne ve babalar hiç hesaba katılmamış.  Geçmişte başaramadıklarını bu gün hayata geçirmek için üzerinde çalışılmaktadır.

 

Bugüne kadar savaşlar toprak ve daha çok sermaye, yer altı ve yerüstü doğal kaynakları ele geçirmek için olmuştur. İnsanlığın ilk dünyaya geliş sebebi topraktır. Hani derler ya topraktan geldik toprağa gideceğiz. Doğa ve doğallık gibisi yok. Dağlarımıza taşlarımıza, ormanlarımıza, toprağımıza ve en önemlisi suyumuza sahip çıkmalıyız. Nasıl ki insan vücudu her organıyla bir bütündür. Doğa da öyledir. Biri olmadın bir diğeri var olmaz. İnsan yaşamı için su ve hava gereklidir. Günümüz teknoloji ve iletişim çağı olsa da; sanayi, tarım, hayvancılık, endüstri ve bilim dalında gelişme sağlamadan yaşayamaz ve varlığınızı sürdüremezsiniz. Toprağımızı, en önemlisi bahçemizi ekip dikip yetiştirmeliyiz.

 

Yurt dışından başka ülkeden gelenlere göçmen, soydaş, muhacir deriz. Bir şey dikkatimi çekmektedir. Bu insanlar saksılara, kovalara toprak koyarak sebze ve meyve yetiştirerek ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Acınası olan bizler hazırcıyız, üretmiyor tüketiyoruz. Orada burada çalışarak kim bilir ne zahmetlerle kazanıyoruz. Kazandığımız paranın bir kısmını içi boş hormonlu yiyeceklere verirken pazara bırakıyoruz. Bir kısmı da yabancılara ayırıp ödeme yaparak harcıyoruz.

 

Bir şeyden daha söz etmeden geçemeyeceğim. Dünya gözünü Karadeniz’e dikmiş pusuya yatarak ele geçirme planları yapılmaktadır. Onlar iyi biliyor ki kurtuluş savaşının tohumları Karadeniz’de atılmıştır. Bu emellerine hiçbir zaman ulaşamayacaklar. Sonuç olarak; kültürel değerlerimize ve kimliğimize sahip çıkarak her zaman yeniliğe, gelişime açık olarak daha çok çalışmak ve üretmek bir gereksinimdir. Kendi öz kültürünü terk edip başka kültürleri benimseyen toplumlar, diğer toplumlar tarafından hiçbir zaman kabul görmeyecekler ve yok olup gideceklerdir.

 

Bizler hiçbir şeyin kıymetini değerini bilmiyoruz. Ancak, o değerler yok olup kaybolunca anlıyoruz her şeyi. Ama iş işten çoktan geçip gitmiştir bile.

 

Tarihimizi ve kültürümüzü daha iyi anlayabilmek için tarihi ve turistik yerlere geziler düzenlenerek ziyaretler yapılmalıdır. Özellikle Çanakkale ziyaret edilmelidir. Öğrenmek için okuma alışkanlığımızı geliştirmeye yönelik kendimizi zorlamalıyız. Geleceğe zemin hazırlamak için yılmadan, pes etmeden, daha çok çalışarak üretmeliyiz.

 

Gelecek nesillere çağdaş, demokratik laik barış ve huzur içinde bir Türkiye Cumhuriyeti bırakabilmek dileğiyle..

 

Bursa /  Haziran 2010

Yazar Ali PİRDAL   
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 6
ZayıfMükemmel 
 

Yazan: Ali PİRDAL                     Ekleme Tarihi:  Salı, 16 Mart 2010


Yazarın diğer yazılarını görmek için seçin.

Yorumlar  

 
0 #1 Tuğrul Güvendi 2010-06-12 18:35
Sevgili Ali kardeş
Çalışmanı zevkle okudum,eline yüreğine sağlık."Tarihimizi ve kültürümüzü daha iyi anlayabilmek için tarihi ve turistik yerlere geziler düzenlenerek ziyaretler yapılmalıdır. Özellikle Çanakkale ziyaret edilmelidir".evet tam isabet.bu son satırdaki nokta atışın.Ben bu konuda şanslıyım çünkü o bölgede 14 ayım geçti (boğazın ege çıkışında kum kalede uçak savar atışları yaptım,ecebat ve çanakkale arasına eğitim içinde olsa mayın döşedim,Gelibol u yarımadasında araziye çıkıp özellikle o conk bayırı denen yerden çıkartma yapılan sahile bakarak savaş yıllarını hayal ettim,şehitlik anıtında şehitlerimiz için fatiha okudum,müzeyi gezerken şavaş yılları tekrar gözümün önüne geldi vede ön önemlisi havada üç kurşunun birbiri ile çarpıştığını belgeleyen emareleri gördüm.Demkki bu memleket için çok kurşun atılmış ,yinede atılacağından zerre kadar şüpem yoktur.Seni kutluyor saygılar sunuyorum.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

       EDITÖRÜN SEÇTIKLERI
» Doğankent’e Yeni Katma Değer
» Oy Cemo Vay Cemo...
» Bakandan Doğankent'e Okul Sözü
» MYO nun Temelleri atıldı
» Referanduma Evet Orgi'ye Evet mi?

Anasayfa Yazılarım Ali PİRDAL Kültürümüz, Tarihimiz ve Biz…