GİRESUN / DOĞANKENT / ŞADIKÖYÜ

»Görüş , Düşünce ve Eleştirilerinizi İletişim bölümünden bizlere ulaştırabilirsiniz...    »Sinan Güvendi'nin "Taşlama" adlı şiiri, Şiir Köşesine eklendi...    »ANKET'İMİZE KATILARAK DOĞANKENT'İN ÖNCELİKLİ SORUNLARINI BELİRLEYEBİLİRSİNİZ.    
Önemsenme Üzerine PDF Yazdır E-posta
Salı, 06 Temmuz 2010 20:54 tarihinde güncellendi Okunma Sayısı: 347
YAZARLAR - Mustafa GÜVENDİ
Salı, 06 Temmuz 2010 20:52


Mustafa GÜVENDİ

Geçen ay İzmir’deki  devlet üniversitelerinin birinde düzenlenen toplantıya katıldım. Toplantının davetlileri, işverenler, sivil toplum kuruluşları ve akademisyenlerdi.  Mühendis adaylarının nasıl yetiştirilmesi gerektiği konusu tartışıldı. Çok değişik konular dile getirildi. Toplantıdaki konuşmalardan yararlandım. Bu yazımda, toplantıda edindiğim bazı bilgilerin, bendeki çağrışımları üzerinde duracağım.

 

Bir işveren, kurumunda çalışanlar üzerinde  araştırma yaptırmış. Çalışanlara bir soru listesi sunarak görüş istenmiş. Çalıştığınız kurumu daha çok benimsemeniz için öncelikle ne istersiniz denmiş. Verilen cevaplar işvereni şaşırtmış. Çalışanlar, "Kurumla ilgili olarak yönetimin aldığı her türlü kararın bizimle paylaşılmasını isteriz” demişler. İşverenin beklentisi olan "Daha çok para isteriz.” dememişler. Talepleri yerine getirilmeye başlandığında verimin arttığı gözlenmiş. Çalışanların önemsenmesinin, kurum içindeki etkileşimi daha sıcak hale getirdiği, bunun da  iş verimini artırdığı  düşünülmüş.

 

Bu sunumu dinlerken yıllar önce "Hizmet İçi Eğitim" dersinde okuduğum bir araştırma bulgusunu hatırladım. Benzer bir araştırma Amerika Birleşik Devletlerinde yapılmıştı. Oradaki bulgular da işvereni şaşırtmıştı. Çalışanlar öncelikli olarak “Takdir edilmek isteriz.” demişlerdi. "Daha çok para isteriz.” talepleri beşinci sırada yer almıştı. Belli bir düzeye kadar para önemli olsa da, sorası için yeterli olmuyor. İnsanın doyum bulması gereken başka ihtiyaçları da oluyor.

 

Birkaç yıl önce bir grup askeri personel için düzenlenen hizmet-içi eğitim programında bana da iki saatlik bir sunun görevi verilmişti. Grubun komutanı düzeyindeki subay bir anısını şöyle anlatmıştı. "Çalışan, başarılı olan personelimizi zaman zaman ödüllendiririz. Takdir belgelerini ya da ödüllerini, birliğin toplandığı bir ortamda birlik önünde personelimize veririz. Yine böyle bir ödül töreninde, ödüllendirdiğimiz personelimiz konuşmak istedi. Yaptığı konuşmada ödül için teşekkür etti. Sonra da, bir daha kendisine ödül verilecekse, toplantıya eşinin ve çocuklarının da davet edilmesini, başarısının eşi ve çocukları tarafından da duyulmasının kendisini daha çok memnun edeceğini söyledi. Ondan sonraki ödül törenlerine, ödül verilecek personelin yakınlarını da davet etmeyi ihmal etmedik.”  Ödül alan personel, çalıştığı kurumun kendisine verdiği değeri, sevincini eşi ve çocuklarıyla paylaşmayı diliyor. Eş ve çocukların da, babanın, kurum içindeki değerini görüp duymalarını istiyor. “Sevinçler paylaşıldıkça daha da çoğalır” sözünün ne kadar anlamlı olduğu bu örnekte görülüyor.

 

Gerek fizyolojik gerekse psikolojik olarak insan yaşamını derinden etkileyen, insanı zora sokan, bunaltan üç temel olumsuzluktan söz edebiliriz. Parasızlık, Değersizlik ve Yalnızlık. Genelde bunlar çoğu zaman birbirinin tetikleyicisi durumunda oluyor. Parası olan daha akıllı görülüyor. Değeri artıyor. Dostları çoğalıyor. Parası olmayan fazla itibar göremeyebiliyor. Yalnızları oynama şansı daha yüksek oluyor. Kardeşi Almanya’da çalışan bir tanıdığımı dinlemiştim. “Kardeşimi sürekli eleştirirdim. Yürümesini bile beğenmezdim. Akıllı yürümediğini, deli deli yürüdüğünü söylerdim. Sonra Almanya’ya gitti. İzine geldiğinde bakıyorum; sanki eskisi gibi değil. Daha akıllı konuşuyor. Yürüyüşü bile değişmiş. Artık o bana akıl veriyor. Para insanı değiştirir derlerdi de inanmazdım.”

 

Özellikle duygusal dünyamızı çökerten, psikolojik yapımızı bozan temel duygular değersizlik ve yalnızlık duygularıdır. Yalnızlık duygusunu bir kenara bırakarak, değerlilik ya da değersizlik duygularını açalım. Değerli olmak ya da kendimizin bir değer olduğunu hissetmek, açlık ve susuzluk kadar olmasa bile onlara yakın temel bir ihtiyaçtır. Bir insan kendisinin değersiz olduğunu hissediyorsa mutlu olma şansı yoktur. Onun için  yaşamanın da fazla anlamı kalmayabilir. İnsanlar, yaşamı boyunca bir yandan yaşamını sürdürebilecek ekonomik imkânlara kavuşmak için çabalarken diğer yandan da itibar  kazanmağa çalışır. Çoğu zaman itibar kazanma çabasının farkında olunmayabilir.

 

Dünyada az bulunan şeyler değerlidir. Çok az bulunan madenler en değerli olanlarıdır. Dünyamızda altı milyarın üzerinde olan insanın hiçbirisi diğerine benzemez. Her insan benzeri bulunmaz ve tektir. Onun için çok değerlidir. Bu durumun farkında olunmalıdır. Özellikle eğitimciler öğrencilerinin, işverenler çalışanlarının birer insan olduğunu, her birinin duygu dünyalarının olduğunu unutmamalıdır. İlgi, sevgi, takdir ifade eden sözler onlardan esirgenmemelidir. Bence, her eğitim kurumunun ve her işyerinin kapısına büyük temel harflerle "ÖNCE İNSAN" levhaları asılmalıdır.

 

 Çevremizdekiler; eşimiz, çocuğumuz, anne-babamız, kardeşimiz, arkadaşımız, akrabamız, öğrencimiz, öğretmenimiz, çalışanımız, işverenimiz vb. olabilir. Onlara değer vermeli, gerek söz gerekse davranışlarla bu kendilerine de hissettirilmelidir. Çünkü bireyin ne derece değerli olduğunun belirleyicisi çevresidir. Çevrenin verdiği değer düzeyini bireyin de doğru algılaması önemlidir. Yazının başında  örnek olarak verilen araştırmalar ve gözlem, bireylerin, kedilerine değer verilmesini isteme beklentisini ifade etmektedir.. Bu beklenti bazen maddiyatın da önüne geçebilir. Çoğu zaman güzel bir söz, maddi olarak yapacağımız bir ikramdan daha değerli olabilmektedir. Karşımızdakilerle selamlaşmak, hal – hatır sormak, bir sorunu varsa, kendisini dinlemek o kişiye verdiğimiz değeri ifade eder. Değer verdiğimiz ölçüde değerli oluruz. Ölüm ve hastalık durumlarında internet sitelerine, kaybedilen kişilerle ilgili yazılan güzel sözleri okuyorum. O güzel sözleri insanlar yaşarken bir defacık bile olsa yüzlerine söylesek ne kadar mutlu olurlardı.

 

Sevgi göstermediğimiz küçüklerden saygı, saygı göstermediğimiz büyüklerimizden sevgi, ilgi göstermediğimiz insanlardan ilgi beklememeliyiz.

 

Önem verelim ki önemli olalım. Önem verilmek adam yerine konulmaktır.

 

Görüşme dileğiyle.

 

 

Mustafa Güvendi

İzmir / Temmuz 2010

 

Yazar Mustafa GÜVENDİ   
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 9
ZayıfMükemmel 
 

Yazan: Mustafa GÜVENDİ                     Ekleme Tarihi:  Salı, 20 Nisan 2010


Yazarın diğer yazılarını görmek için seçin.

Yorumlar  

 
+1 #2 Ender ELKAYA 2010-07-27 19:18
zevkle okudum elinize sağlık.
Hayat; sevdiğin insanlara destek olmak ve nefretin yerine sevgiyi koymaktır........
Alıntı
 
 
+2 #1 cevdet pirdal 2010-07-15 11:51
İnsan hayatını bu kadar anlamlı bir şekilde akıcı bir dille anlatan yazını büyük bir keyifle okudum.Teşekkürler yeni yazıları bekliyorum
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

       EDITÖRÜN SEÇTIKLERI
» Doğankent’e Yeni Katma Değer
» Oy Cemo Vay Cemo...
» Bakandan Doğankent'e Okul Sözü
» MYO nun Temelleri atıldı
» Referanduma Evet Orgi'ye Evet mi?

Anasayfa Yazılarım Mustafa GÜVENDİ Önemsenme Üzerine