| Bizim STK lar |
|
|
|
| YAZARLAR - Abdullah Öner MERAL | |
|
Pazar, 18 Temmuz 2010 09:55 |
|
|
Bir çoğumuzun sivil toplum örgütü (STK) olarak gördüğümüz ticaret odaları, esnaf odaları, borsalar, barolar, mühendis odaları, tabip odaları özel yasaları olan mesleki disiplini sağlamak amacıyla kurulan meslek örgütleri olduğundan; Tarikatlar, cemaatler, birlikler, sendikalar, kulüpler, dernekler ve vakıflar da üyelerine ayrıcalık sağlamak amacıyla kurulduğundan sivil toplum örgütü olarak değerlendirilemez. Sivil toplum görütü olarak değerlendirebileceğimiz geriye sadece dayanışma grupları, platformlar kalıyor.
STK lar, bizim yöremizde yeni yeni anlaşılmaya ve oluşmaya başladığından şu anda bizim için sivil toplum örgütlerinin eksikliğini tamamlayacak kuruluşların derneklerimiz olduğu doğrusunu kabullenmek gerekiyor.
Hadi biz bu derneklerimizi STK olarak kabul ediyoruz da ya onlar. STK olduklarını kabul ediyorlar mı? Ya da birer STK olduklarının farkındalar mı?
Bu sorumuzun cevabı da Doğankent ve köy derneklerinin aşağıda sorduğumuz meselelerle ne kadar ilgilendiklerinde gizli aslında.
Bu derneklerimize soruyorum,
Elbette bu soruları her köyü ayrı yarı düşündüğümüzde daha da çoğaltmamız mümkün. Bu sorular Giresun için Doğankent için hayati değer taşıdığı ve toplum menfaatlerini kapsadığı için sorulan sorular. Gerçi hiçbir derneğimizin bu konuyla ilgilendiğini sanmıyorum. Bu konularda İstanbul’da yeni kurulan “Doğankent Federasyonu”ndan ve "Bursa Doğankent Derneği"nden çok şey bekliyorum. Umuyorum ki onlarda bizim klasik dernekçilerin mantığıyla çalışmazlar. Doğankent ve Giresun'un tüm halkına hizmet edecek faaliyetler içinde bulunurlar.
Diliyorum ki Doğankent ve tüm köylerinin farklı kültürel yapıları araştırılıp, bilimsel bir çalışma yapılsın ve bu değerler kitaplaştırılsın. Bunu istememin en önemli nedeni ise nüfusunun çoğunluğu gurbetçi olan Doğankent’in gurbetteki gençleri kendi kültürlerini unutmasınlar, onlara yaşatarak öğretemediğimiz kültürel değerlerimizi kitaplaştırarak miras bırakalım.
Buraya kadar anlattığımız meselelerle ilgilenmeyen derneklerimiz nelerle ilgileniyor, ne işlerle uğraşıyor, işlerini gerçekten yapıyorlar mı isterseniz bildiğimiz gördüğümüz kadarıyla aktaralım.
Derneklerimizin % 5’i gerçekten yapması gerekeni yapıyor diyebiliriz. Bu % 5’in yukarıda sorduğumuz sorulara karşı duyarlı olduklarını ve kuruluş amaçları için iyi çalışmalar yaptıklarını söyleyebiliriz.
Derneklerimizden geriye kalan % 95’i de “Dernek Lokali” adı altında kahvehaneler işletiyor, bayramlaşma, piknik, gece gibi etkinliklerle derneklerine ekonomik kazanım sağlamaya uğraşıyorlar. Tüm bu etkinliklerini de yöresel sanatçılarla yapıyorlar, davetiye bastırıp insanlarına satıyorlar. Amaç hem ticaret hem ziyaret olsa da ticaret kısmı daha ağır basıyor.
Bu etkinliklerden kazandıkları paralarla da köylerine yatırım yaptıklarını, çocuk okuttuklarını, hastalarına yardım ettiklerini, düğünlerde ve cenazelerde insanlarına yardımcı olduklarını söylüyorlar. Ne kadar doğrudur takdiri halkımızın.
Derneklerimizin son yıllarda moda olan faaliyeti de şenlikler. Birçok dernekte bu şenliklere eskiden esinlenerek sözüm ona “Otçu Göçü Şenliği” yakıştırmasını yapıyor. Oysa yaptıklarının ot göçü ile uzaktan yakından alakası yok. Otçu göçü temel felsefesi köyden yaylaya heb birlikte göçmek, mola yerlerinde birbirlerini bekleyip yiyip içtikten sonra sohbet etmek horon oynamak, insanların birbiriyle tanışması, kaynaşması... demek. Derneklerin yaptığı ise kemençe çalıp horon oynamak, insanlara bir şeyler satmak için bir kılıf sadece. Çoğu şenliğin hiçbir kültürel altyapısı yok. Eski tavernalara gidenler bilir. Piyanist-şantörler "Ooo. Ali Bey de buradaymış, cısdak cısdak..." derlerdi. Bizim şenlik sunumlarımızda onun gibi birşey.
Daha önce gerek ben gerekse diğer yazar arkadaşlarımız; kültürümüze, değerlerimize, tarihimize sahip çıkalım diye birçok kez yazdık. Öyle sanıyorum ki bizim dernekçilerimiz bizim yazılarımızı hiç okumamışlar. Üstelik baktığınızda bir çok derneğin “…… Kültür, Dayanışma ve Yaşatma….” adını sık sık kullandıklarını görürsünüz. Oysa, kültürel değerlerin neler olduğunu sorsanız birçok derneğin başkanına, size yeterli bir cevap verebileceğini sanmıyorum. Çünkü bu yöneticilerin kafasında “Bu gün kaç çay satarım, gece biletlerini kaç tane bastırsam, yayla şenliğinde kaç para kalır.” soruları yüklüdür. Ondan başka birşey bekleyemezsiniz.
Buraya kadar olaya bir Giresunlu, bir Doğankentli gözüyle bakmaya çalıştım. Bundan sonra biraz da olaya Şadılı gözüyle bakalım. İğneyi biraz da kendimize batıralım yani?
Bizim elimizde tutamadığımız ya da sahip çıkamadığımız birkaç değerimizi aktarayım size.
11 Temmuzda Törnük Köyü 1. Harmancık Şenliğini yapıyor. Biraz araştırdım. Sevgili törnüklüler Harmancık’ı devletten 49 yıllığına kiralamış. Ben pek bilemiyorum ama eskiler diyor ki “Burası Harmancık değil Pir Ali Harmanı”. Pir Ali kim? Şadının kurucularından. Yaaa gördünüz mü? İşin daha da enterasan olanı da Pir Ali’nin Torunu Şerif Pir’in Harmancık şenliğinde sahne alıyor olması. Bunun için Törnüklü dostlarımıza teşekkür etmek lazım. Hem buranın tarihi değerini korudukları için hem de buranın tarihsel sahibinin torununu unutmadıkları için.
Sanıyorum Ali Gedik’in son klibini izlemişsinizdir. Eğer izlemediyseniz de izleyin lütfen. Ali Gedik Cemo oyununu klip yapmış. Söz-Müzik Ali Osman Kargın. Allah Allah. Araştırdık ve gördük ki bu oyun köyümüzden çıkıp yayılmış bir oyun. Oyunun gaydası rahmetle andığımız Mustafa Pir'e ait. Bizim isteğimiz tarihi ve kültürel değerlerin gerçek sahiplerinin adıyla anılması.
Şimdi elimizde kalan değerlerimize sahip çıkacak mıyız? Ben neeem herii.. dediğinizi duyar gibiyim. Ama üzülmeyin. Bizim köyümüzün bitmek tükenmek bilmeyen bir kültür mirası var. Bize düşen onların bu değerlerine sahip çıkmak ve onları tüm dünyaya tanıtmak olmalı. Biz sadıköyü.com olarak bu konudaki çalışmalarımızı sürdürüyoruz. İsteriz ki insanlarımız bildiklerini bizimle paylaşsın.
Gelin Çaytaklı oyunundan başlayalım. Her Şadılı elini cebine atsın ki kemençe üstadımız Şerif Pir bu oyuna hak ettiği değeri katsın. Köyümüzde bu oyunu oynayan insanlarımızla iyi bir çalışma yapalım. Bunu satmak için değil, bu kültürümüzü torunlarımıza aktarmak için yapalım.
Diğer yandan Keltaş Yaylamız var. Bizim bir şenliğimiz olacaksa köyümüzün içinde ve köyümüzün yaylasında olsun. Buraya gelenler Çatalağaç köyünü görebilsin.
Tüm STK ları eleştirirken kendi STK mız olan köy derneğimizin yöneticilerinin de diğer dernek yöneticilerinden farklı olmadığının, diğer tüm köy dernekleri gibi bir kaç aileyi kapsayan bir anlayış içinde kaldığı, bir değil birden çok başkanının olduğu gerçeğinin de altını çizmekte yarar görüyorum.
Bu değerimize de birileri sahip çıkmadan bizler sahip çıkabilelim.
Bunu köylülerimden isterken çok da umutlu değilim. Çünkü köyünün okulu için bir got fındık ya da darı vermeyen ama Doğankent, Tirebolu, Espiye, Giresun'daki kuran kursu için bir çuval fındık veren insanlardan Şerif’in albümü için ya da Keldaş yaylasında düzenlenecek kültürel bir şenlik için bir got fındık istemek de delilik olur ama olsun. Biz yinede isteyelim. Bize göre, Şerif’in albümü ya da Keldaş Şenliği için verilen bir got fındık, Şadı’nın kültürünün yaşatılması için verilen bir got fındıktır.
Bütün bu araştırmaları yaparken beni en üzen nokta ise anlatılan bunca değerin içinde büyüyüp, bunları yaşayamamamdır. Gurbetçi olmanın en üzücü noktalarından biri de bu olsa gerek.
Köyümdeki, köylümdeki bu kültürel yozluğu gördüğümde, dedemin ve köy büyüklerimizin bizi kandırdıklarını düşünmeye başlamadım desem yalan olmaz.
Şanlı Şadıymış. Hadiyiniz oradan canım. Daha insanlarına, akrabalarına, kültürlerine, topraklarına sahip çıkamayan bizler miyiz Şanlı Şadının çocukları…
Temmuz 2010
|
|
| Yazar Abdullah Öner MERAL |
|
HARŞIT'IN ÖNEMİ - 2 |
| Editör | |
|
Bizim STK lar |
| Abdullah Öner MERAL | |
|
Önemsenme Üzerine |
| Mustafa GÜVENDİ | |
|
KÖY MÜ? MEMLEKET Mİ? |
| Sinan GÜVENDİ | |
|
Görülmesi Gerekenler |
| Yakup PİR | |
|
Yürümek |
| Ender ELKAYA | |
|
Yozlaş(tırıl)an Değerlerimiz... |
| Adil GÜVENDİ | |
|
Kültürümüz, Tarihimiz ve Biz… |
| Ali PİRDAL | |
|
Karadeniz Kadınları |
| Emine GÜVENDİ TEKİN | |
| EDITÖRÜN SEÇTIKLERI |
| » 70 Milyonun 1 Milyonu Giresunlu |
| » Doğankent’e Yeni Katma Değer |
| » Oy Cemo Vay Cemo... |
| » MYO nun Temelleri atıldı |
| » Referanduma Evet Orgi'ye Evet mi? |
Yorumlar
Bu yazıyı okuduğumda benden önce 53 kişinin daha okuduğunu gördüm (yada en azından açtığını).ama bir tane bile “doğru diyorsun,iyi bir tesbit yada çok haklısın “diye yorum göremedim (zaten genelde yapılmıyorya).sende kalkmış:yok şadının kültürü,yok keldaşın bilmem nesi ,yok şerifin çaytaklı klibi için dayanışma yok bi got fındıkdan dem vuruyorsun.yok dostum yok.en azından eline yüreğine sağlık diyen bile yok.Bizim insanımız hala “ben ne biliim ee olur emme” sendromundan kendini kurtaramadı.Yada klasik :”suya sabuna dokunmama” felsefesinden kendini alamadı.Bu arada hakikaten çatal yürekliler yokmu ? var.Geçmişte olduğu gibi şimdide var ve gelecektede olacak.Yolunuz açık olsun siz yazmaya devam edin..Yakamasanızda çaşş ettirmenize ne diyecekler.
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.