| Eşitsizliğin Garantisi |
|
Rivayet bu ya, Brejnev, Sovyetler Birliği’nde parti genel sekreteri ve devlet başkanı olduktan sonra annesini Moskova’ya çağırmış. Aklı sıra bir işçi eşi olan annesinin gözlerini kamaştıracak. Kent dışındaki sarayını göstermiş, annesi bir şey dememiş. Ünlü otomobil koleksiyonunu göstermiş, annesinin suratı asılmış. Annesini Kırım’a götürüp yatlarını göstermiş, kadın daha da huzursuz olmuş. Brejnev haklı olarak dayanamamış, “Ee anne, sen de ne kadar zor beğeniyorsun. Bak devlet başkanı oldum, bunca sarayım, arabam, yatım, servetim var, sevineceğin yerde surat asıyorsun.” “Aman oğlum, yanlış anlama” demiş annesi, “gerçekten çok sevindim. Yalnız bir korkum var, ya komünistler iktidara gelirse sen ne yapacaksın?” Azerbaycan bir zamanlar Sovyetler’in bir parçasıydı. Azerbaycan’ın başkentinde bir tepenin üzerine kondurulmuş beyaz bir saray vardır. Sırf Azerbaycan’ı ziyaret edecek olan Brejnev’i ağırlamak için yapılmış bir saraydı. Brejnev kendisi için yapılan bu sarayda sadece bir gün kaldı. Sarayı yaptıran da tabii ki Haydar Aliyev’di. Politbüro’da üçüncü sıradaki üye. Oraya nasıl yükseleceğini çok iyi bildiği anlaşılıyor! İngiliz ‘The Times’ gazetesi dünyanın en zengin 10 siyasetçisini saptamış. Bu ‘en zengin 10 siyasetçinin’ beş tanesi eski Sovyetler Birliği’nden! Dünyanın en zengin siyasetçisi ise Rus milletvekili Süleyman Kerimov. Serveti 17.5 milyar dolar! Eski sosyalist ülkelerden Macaristan’ın Başbakan’ı Ferenc Gyurcsany’nin serveti de sadece 28 milyon dolarmış. Bu zat, 1956-1989 arasında ülkeyi yöneten Sosyalist İşçi Partisi’nin devamı olan Sosyalist Parti’nin lideri. Doğu Bloku çökeli henüz 20 yılı bile bulmadı. Şimdi milyarlarla oynayan siyasetçilerin ve işadamlarının büyük kısmı servetlerini sosyalist dönemde yapmışlardır. Yasadışı ticaret, kaçakçılık, mafya, karapara, rüşvet geliri, muazzam bir ‘yeni kapitalist sınıf’ yarattı. Hatta Sovyetler Birliği’nin ve Doğu Bloku’nun çöküşünü, yükselen bu yeni sınıfa bağlayanlar vardır. Edindiği serveti istediği gibi kullanamayan, harcayamayan, yatırım yapamayan yeni kapitalist sınıf, parasıyla koşut bir siyasal özgürlük ve egemenlik alanı istemiştir ki, akla yakın gelen bir görüştür bu. Nitekim, pek çok eski sosyalist ülkede eski rejim yıkıldıktan sonra da ülkeyi eski komünist liderin (bazen kısa bir reklam arasından sonra) yönetmeye devam ettiklerini gördük. Haydar Aliyev, bu örneklerden sadece bir tanesidir. Tahtını oğluna bırakması da, sosyalizmi ve demokrasiyi ne kadar özümsediğinin bir göstergesi olmalı. Aynı duruma Kuzey Kore’de de tanık olmadık mı? Belki de tarihin en büyük ironilerinden birisidir bu. Marx, kapitalizmin gelişmesiyle ve sınıflar arasındaki çelişkilerin artmasıyla kapitalizmin çökeceğini ve bir devrimle işçi sınıfının iktidara geleceğini öngörmüştü. Tam tersi oldu. Hiçbir ülkede Marx’ın öngördüğü biçimde devrimci bir değişiklik yaşanmadı. Ama, ‘sosyalist’ olduğunu iddia eden bazı ülkelerde güçlenen gayriresmi bir kapitalist sınıf, (karşı) devrimci bir değişimin yolunu açtı! Dünyanın en zengin 10 politikacısı arasında bir tek Amerikalı ve bir tek Fransız var! Almanya, Japonya, İngiltere, İspanya, İtalya.. gibi zengin kapitalist ülkelerden tek bir süper zengin politikacı bulunmuyor! Bu, hüzün verici bir durumdur. Eğer eski sosyalist ülkelerde gerçekten eşitlikçi bir düzen sağlanmış olsaydı, yirmi yılı bile bulmayan bir sürede, gelir ve servet dağılımı bu kadar bozulamazdı. Sosyalizm adı altında nasıl bir yağma ve soygun düzeni işlediğini bu tablodan çıkarmak mümkün. Bütün bunlardan elbette kendi başına bırakılan liberal bir ekonomik düzenin otomatik olarak gelir ve servet eşitliğini sağlayacağı sonucunu çıkarmamak lazım. Bu saçma bir önerme olurdu. Fakat, halk denetiminden yoksun bir düzenin, adına sosyalizm de dense, eşitliği sağlama konusunda başarısız kalacağını söyleyebiliriz sanırım. Bu ise, ancak özgürlüklerle ve demokrasiyle mümkündür. Tabii ki demokrasi, eşitliğin garantisi değildir. Ama otoriter ve totaliter yönetimler, eşitsizliğin garantisidir. Bundan hiç kuşkunuz olmasın! Türker Alkan |
